Komşu Gibi Davranmak

30 Eylül 2012

Bugün burada olmak benim için bir onur ve ayrıcalıktır. Bedri’ye ve sıcak karşılamanız için sizlere teşekkür etmek istiyorum.

Bugün Luka 10. bölümden paylaşmak istiyorum. Kitaplarımızı açsak iyi olur çünkü önemli olan benim değil Tanrı’nın açıklamalarıdır. Çok iyi bildiğimiz iyi Samiriyeli hikayesine bakacağız. Gerçekte bu öykünün ne anlattığını görünce bazen insanlar şaşırabiliyor.

Bence tüm dünyada avukatlar birbirinin aynıdır (veya Kutsal Yasa uzmanı). Avukatlar tartışmaya, soru sormaya, zorlu yasal sorunları ele almaya bayılırlar. Bazen sadece soru sormuş olmak için soru sorarlar. İsa’nın zamanında da böyle olduğunu görüyoruz. Luka 10’da da bir Kutsal Yasa uzmanının zor bir soru sorduğunu görüyoruzö 37. aeytte de cevap veriyor:

Luka 10: 25-37
Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa’yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” İsa ona, “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?” Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.” İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.” Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, “Peki, komşum kim?”dedi. İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalim’den Eriha’ya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.’ “Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?” Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi. İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.

Komşum kim… Akla uygun bir soru. Tarafsız bir şekilde de sormuş olabilir, tuzak soru da olabilir. Kutsal Yasa uzmanı haklı çıkmak istiyordu. İyi işler yaparak doğru bir adam olduğunu düşünüyordu. Yasa uzmanı sanki sınırlarını zorluyordu.

İsa da ona karşı aynı oyunu oynuyordu. Bu benzetme iyi işlerle değil, tamamen sevgiyle ilgiliydi. İsa’nın söylediği her şey yasa uzmanını öfkelendirdi. Biz de dikkat etmezsek biz de öfklenebiliriz. İsa’nın sözünü ettiği bahanesiz sevgiydi. Sözü geçen Eriha – Yeruşalim arasındaki yoldur. Bugün bile bu yol tehlikelidir. Bu yol bin metrelik bir yokuştan ibarettir. Benzetme için uygun bir nokta. Gözünüzün önüne getirmeye çalışın: Bu yolda, üzerine sinekler üşüşmüş halde yerde yatmış ve üzerinde akbabalar uçuşan bir adam görüyorsunuz. Ölmüş olması olasıdır. Haifçe nefes alıp almadığını anlayabilmek için ona çok yaklaşmanız gerekir.

Bu yolun ikinci özelliği işlek bir yol oluşudur. Yorgun ve aç olan kâhin evine ve ailesine kavuşmak istiyordu. Yolda ilerlerken ilk işareti – belki akbabaları – gördü. Ölü biriyle tema edemeyeceğini biliyordu (Levililer 27:1-3). Yasa açıktı: Kâhin için temizlik onun gündelik işidir. O ölüye bir an bile değse geri dönüp, dağı çıkıp tapınakta kendisini temizlemesi gerekirdi. Ayrıca bu bir tuzak da olabilirdi. Soyguncular bu yolla insanları tuzağa düşürebiliyorlardı. Yani bu adamın yürümeye devam etmek için her türlü bahanesi vardı. Ancak yerde yatan adam ölü değildi ve bunu ona yaklaşmadan anlaması mümkün değildi. Onu kim suçlayabilir?

Kâhinden sonra Levili geliyor. O da tapınakta görevliydi. Tapınaktaki başka işlerde meşguldü. Onun da aynı şekilde yerde yatan adamın yanından geçip gitmek için her türlü nedeni vardı. Onu kim suçlayabilir?

İşte İsa bu yasal sorunu kullanarak bir tezat oluşturdu. Yerdeki bu adamın yardıma, acil yardıma ihtiyacı vardı. Ancak kâhin ve Levili sevgi sorumluluklarını yerine getirmekten kaçındılar. Kâhin ve Levili Kutsal Kitap’ın kendilerine mazeret sağladığını düşündüler.

Bizler de aynı şeyi yapabiliriz. “Bu bizim önceliğimiz değil. İşim var, incil çalışması yöneteceğim, gitmeliyim” diyebiliriz. Hiç birimiz kâhin ve Levili gibi olmak istemiyoruz ama çoğu zaman onlar gibi yapıyoruz.

İsa’nın örnek olarak vereceği üçüncü kişiyi tahmin etmek gerekirse insanların beklediği sıradan bir Yahudi olurdu. İsa bu beklentiye göre hareket etse çok popüler olabilirdi ama öyle yapmadı. Sanki İsa herkesi rahatsız etmek istiyordu. O zamanlar Yahudiler, Samiriyeliler’i çok aşağılık insanlar olarak görürlerdi.

Samiriyeli ona gerçekten engelsiz ve sınırsız bir sevgi verdi. Dinine, ırkına bakmadan verdiği bir sevgi…Bizim aramızda böyle bir sevgi var mı? Toplumun dışladığı kişilere karşı bile duyduğumuz bir sevgi var mı? Bu Samiriyeli düşünmedi, sadece hissediyordu. “Bu adam ölüyor, nasıl ona yardım etmem!” diyerek harekete geçti. Yaralarına bakım yaparak onu bir hana götürdü. İki aylık kiraya eşdeğer bir para vermekle kalmayıp kalan borcunu da ödeyeceğini taahhüt etti.

İsa “komşum kim?” sorusuna yanıt vermiyor; “kim komşu gibi davrandı?” sorusuna cevap veriyor. Yasa uzmanı cevap olarak “Samiriyeli” bile demiyor, “merhamet eden” diyor. İsa’nın verdiği cevap anlaşılır olmakla beraber kabul edilmesi çok zordur. İsa sonunda sonsuz yaşam için “git ve aynısını yap” diyerek bitirdi.

Ancak bu imkânsız bir sevgidir. Kim düşmanını sevebilir? Kim bunu doğru dürüst yapabilir? Kimse öyle sevemez; bu adeta gerçek dışıdır ama … böyle sevebilecek biri vardır, o da İsa’dır. Mazeretsiz, sınırsız bir sevgiyle sever. Biz kaybolmuştuk, böyle sevemezdik. İşte burada aslında kendimizi kurtarmanın imkânsızlığını görüyoruz. Aynı zamanda Rab’de sahip olduğumuz mucizeyi…

Öyleyse bu hikâyeyi okuyup “nasılsa yapamayız” diye kenara çekilen kişilerden mi olalım? “Git ve sen de öyle yap” buyruğu hâlâ geçerlidir. Kutsal Yasa uzmanından farklı olarak Mesih’e iman eden bizler Rab’bin bize verdiği güçle, Rab gibi sevebiliriz. Bizler Mesih tarafından seviliyoruz, öyleyse biz de O’nun verdiği güçle gidip başkalarına sevgi göstermeliyiz.

Dirisu Kilisesi – Misafir Vaaiz

Mark Meynell

Rab’bin Hizmetinde Etkin Olalım

16 Eylül 2012

Rab İsa Mesih bugün aramızdadır, Kutsal Ruh hepimizi bereketliyor ve bereketlemeye devam edecektir. İsrail halkı günah işleyerek Rab ’den uzaklaştığında yılanlar insanlara saldırmaya başladı ve bu nedenle insanlar ölmeye başladılar. Tanrı Musa’ya bundan kurtulmanın yolunu gösterdi:

Çölde Sayım 21:8 RAB Musa’ya, “Bir yılan yap ve onu bir ağaç direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır” dedi.

Musa söyleneni yaptı; ve yılan tarafından ısırılıp ölmek üzere olan insanlar sırık üzerinde olan tunç yılana bakınca şifa alıp iyileştiler.

İsa Mesih günahın panzehridir. Musa’nın yılanı kaldırmasını kendisinin çarmıha gerilmesine benzeterek şöyle demiştir.

Yuhanna 3:14-15 Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun.

Günahlarımız için ağaç haça asılan ve üç gün sonra dirilip göğe giden İsa Mesihi çağıran herkes; dili, rengi, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun kim günahlarından dönerse günah zehrinden kurtulup şifa alacak ve sonsuz yaşama kavuşacaktır.

Bugünkü vaazımız Rabin bu haberini duyurmamızla ilgilidir. Evet, Rab çoğu zaman insanlara benzetmelerle konuştu. Birazdan söyleyeceğim benzetmeyi Rab bizi uyandırsın diye seçtim. Tanrı eğer bizi dünyada tutuyorsa hizmetkârlar olarak hizmet etmemiz için tutuyor. Yoksa Rab İsa Mesih bizi bu kirli dünyada tutmak istemez. Dışarıda birçok insan İsa’nın sevgisinden habersiz yaşıyor. Sevgi, yaşam, umut arıyorlar ama duyuran yok. Tanrı’nın bize verdiği armağanları kullanalım, O’nun kutsal işçisi olalım.

Matta 25: 14-30 “Göksel egemenlik, yolculuğa çıkan bir adamın kölelerini çağırıp malını onlara emanet etmesine benzer. “Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.Beş talant alan, hemen gidip bu parayı işletti ve beş talant daha kazandı.İki talant alan da iki talant daha kazandı.Bir talant alan ise gidip toprağı kazdı ve efendisinin parasını sakladı.“Uzun zaman sonra bu kölelerin efendisi döndü, onlarla hesaplaşmaya oturdu.Beş talant alan gelip beş talant daha getirdi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Bana beş talant emanet etmiştin; bak, beş talant daha kazandım.’“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir köle!’ dedi. ‘Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’“İki talant alan da geldi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Bana iki talant emanet etmiştin; bak, iki talant daha kazandım.’“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir köle!’ dedi. ‘Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’“Sonra bir talant alan geldi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Senin sert bir adam olduğunu biliyordum. Ekmediğin yerden biçer, harman savurmadığın yerden devşirirsin. Bu nedenle korktum, gidip senin verdiğin talantı toprağa gömdüm. İşte, al paranı!’“Efendisi ona şu karşılığı verdi: ‘Kötü ve tembel köle! Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi bildiğine göre paramı faize vermeliydin. Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım…Haydi, elindeki talantı alın, on talantı olana verin!Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak. Şu yararsız köleyi dışarıya, karanlığa atın. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.'”

Buradaki hikâye nettir. Çok sert bir efendi resmi çizilmiştir. Bir şirket de böyledir. Şirket kâr etmezse zarar edecektir çünkü giderleri vardır. Bir müdür şirketin kâr etmesini sağlayamazsa Genel Müdür onu alır yerine bir başkasını koyar.

İsa Mesih bizim Rab ‘bin işi için kararlı olmamızı ister. Pavlus da iman kardeşlerine iş arkadaşlarım demiştir.

Kutsal Ruh’un gücü olmadıkça biz Rab ‘be hizmet edemeyiz. Kutsal Ruh’u alıp Tanrı’nın evlâdı olduğumuzda ruhumuza hizmet etme isteği verir. Biz bu sesi dinleyip dinlememe özgürlüğüne sahibiz. Tanrı harika bir iş yaptı. Biz Bir zamanlar günahlarımızdan tövbe ettiğimizde Tanrı bize Kutsal Ruhunu verdi ve biz artık Tanrı’ya baba diyoruz. İsa Mesih göğe gitmeden önce ‘bensiz hiçbir şey yapamazsınız’, ‘ben göğe gittikten sonra size kutsal Ruhu göndereceğim dedi. İlk imanlılar Kutsal Ruh’u aldıklarında cesaretle İsa’yı ilan ettiler.

Bazı dinler kılıçla, zor kullanılarak yayılır ama İncil bize böyle öğretmiyor Başta Rab İsa mesih olmak üzere İlk imanlılar hayatlarını feda ederek Kutsal inancı yaydılar. Tanrı’nın işi Kutsal Ruh ‘la ve mucizelerle yayıldı. Hristiyanlar mallarının ve canlarını hiçe saydılar. ‘Biz İsa’yla yaşayalım başka bir şey istemiyoruz’ dediler. Pavlus ve Barnaba hapse girdiklerinde bile isyan etmeyip ellerindeki zincirleri çalgı aleti aleti gibi kullanarak ilahilerle Rabbi övdüler. Tanrı bizi O’na hizmet eden ışığını yayan bir evlat olmamız için seçti. Her birimize armağanlar verdi. Yeter ki bu armağanları isteyin. Rab, sana nasıl hizmet edebilirim diye arayın dua edin. Kilise şeytanın insanlara bağladığı zincirleri kıran, insanların bağlarını çözen Tanrı’nın ruhsal kılıcıdır, hizmetkârıdır. Tanrı’nın ışığı yaşamlarımızda yansın.

Matta 5: 14-16“Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepeye kurulan kent gizlenemez. Kimse kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, kandilliğe koyar; evdekilerin hepsine ışık sağlar. Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanız’ı yüceltsinler!”

Bunu İsa Mesih söylüyor. Işığınız Türkiye’de öyle parlasın ki insanlar gerçek Allah’ı görsünler ve tanısınlar. Rab bizi uyandırsın.

Kutsal Kitap bizi bu konuda neden uyarıyor çünkü Rab’bin işi ciddidir. Rabbin işinin Türkiye’de ilerleyebilmesi için kendimizi Rab ’be vermemiz ve adamamız lazım.

Rab Türkiye’de bir iş başlatmıştır. Sizler bunun kanıtısınız. Siz Türkiye’de Rab ‘bin iş arkadaşlarısınız. Siz kutsanmış nesil ve hizmet için ayırırmış kâhinlersiniz.

Kilisenin dünyada kâhinlik görevi vardır, dışarıdaki insanlara müjdelemek zorunluluğumuz vardır. Kilise Mesih’in barışma sözünün hizmetkârıdır. İmanlı olarak ‘biz kurtulduk dışardakilerden bana ne’ diyorsak tahıl ölçeğinin altındaki yararsız ışık gibiyiz demektir. Sadece Pazar günleri kiliseye gidenlerdensem, vaaz dinlemek ve sohbet etmekle yetiniyorsam bu bana yargı getirir. Tanrı Kutsal Ruhunu bize keyif yapmanız için vermedi. Onun isteğinine hizmet etmek üzere verdi.

Kiliseye karşı sorumluluk hissedin sevgili kardeşlerim. Kardeşleri teşvik ettin mi cesaret verdin mi onlar için dua ettin mi? Mesih’e bakın, kendisi için yaşadı mı? Hayır. Bu dünya Mesih’e elem veren bir dünyaydı. Kendi halkı için sınırlı insan bedenini aldı.

Hepimiz zaman zaman sendeleyebiliriz ona bir şey diyemeyiz ama bir yıl boyunca hiç hizmet vermemişsek o zaman bu, kiliseye ve Rabbe acı verir. Kilise ülkemize ışık olsun. Rab sizi değerli bir elmas gibi yaptı. İncili duyurmamız için korkmaya gerek yok, Tanrı benim mesh ettiklerime dokunmayın diyor. Rabin kendisi işinin başındadır. Hristiyan yiğit olur çalışkan olur. Musa hizmete geldiğinde ben işe yaramam deyince Tanrı ona kızdı. ‘Sen kiminle konuştuğunun farkında mısın’ dedi. Musa’ya elindeki değneği atmasını söyledi. Değnek yılan oldu. Değnek de Musa’yla beraber mesh edilmişti. Musa değnekle Mısırda çeşitli mucizeler yaptı. O değnekle Kızıldeniz’i ikiye böldü. Değnek sadece bir ağaç parçası olduğu halde Tanrı onu Musa’yla beraber meşhetti.

Bizde olan kuru değnek değil içimizde Kutsal Ruh var! Türkiye’ye bereket olalım. Dirisu kilisesi parlasın. İçine kapanan bir kilise olmayalım. Hizmet eden bir kilise olalım.

Romalılar 12: 4-13 Bir bedende ayrı ayrı işlevleri olan çok sayıda üyemiz olduğu gibi, çok sayıda olan bizler de Mesih’te tek bir bedeniz ve birbirimizin üyeleriyiz. (SEE 12:4) Tanrı’nın bize bağışladığı lütfa göre, ayrı ayrı ruhsal armağanlarımız vardır. Birinin armağanı peygamberlikse, imanı oranında peygamberlik etsin.Hizmetse, hizmet etsin. Öğretmekse, öğretsin. Öğüt veren, öğütte bulunsun. Bağışta bulunan, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet eden, bunu güler yüzle yapsın. Sevginiz ikiyüzlü olmasın. Kötülükten tiksinin, iyiliğe bağlanın. Birbirinize kardeşlik sevgisiyle bağlı olun. Birbirinize saygı göstermekte yarışın. Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rab’be kulluk edin. Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmayı amaç edinin.

Bizler bir gün İsa Mesih’in karşısına çıkacağız Kutsal Ruh içimizde etkinse İsa Mesih’in önüne sevinçle gideceğiz. Rab ‘bin önüne Kutsal Ruh’u mahzun etmiş bir şekilde değil Rabbi yüceltmiş olarak çıkalım.

Dirisu Kilisesi

Bedri Peker

Ruhsal Gözlerimiz Açık Olsun

09 Eylül 2012

Merhaba kardeşler. Ben 2000 yılının başında İsa’yla tanıştım. 2001 yılında hizmet etmeye başladım. Tüm zayıflıklarımda Rab beni kucağında taşıyarak bugünlere getirdi. Rab sizi bugün tazelesin ve güçlendirsin.

Rab bugün yüreğime şu konuyu koydu. Amerika’da yirmi yıllık bir imanlı kardeş pastörüne şöyle demiş: “Yirmi yıldır her hafta bu vaazları dinliyorum, hesaplasan 1040 vaaz eder. Ama ben bu vaazların hiçbirini hatırlamıyorum. Bunun yerine başka bir şey, örneğin merhamet hizmeti yapsak daha iyi olmaz mı?” Pastör ona şu yanıtı vermiş: “Kardeşim ben de yirmi yıldır evliyim. Karım bana hergün üç öğün yemek yapıyor. Hesaplasan 21 binden fazla eder. Ben hiç birini hatırlamıyorum bile acaba bunları hayatımdan kaldırsam nasıl olur?” Buradaki ana fikir amaç hatırlamak değil doymaktır.

Önce kendimden bahsetmek istiyorum. Küçükken çok haşarı, yerinde durmaz bir çocuktum. Okul yıllarım boyunca bütün öğretmenlerimin ve müdürümün en fazla şikayet ettiği çocuktum. Daha sonradan bir öğretmenim benim bu yeni halimi görünce hayretler içinde “böyle bir adam olduğuna inanamıyorum” dedi. Eskinden neden böyle ele avuca sığmaz bir çocuk olduğumu bilmiyordum. Sonradan öğrendim: yüreğimde büyük bir boşluk varmış aslında. Yıllar geçtikçe okul zamanlarının sonlarına doğru içkiyle tanıştım, kötü arkadaşlar edindim. Ben on sekiz yaşındayken arkadaşlarım 30 larındaydı. İçimdeki boşluk başka bir boyut kazanmıştı. Bu boşluk artık yavaş yavaş acımaya başladı. Geceleri eve geldikten sonra acımdan kurtulmak için sabahlara kadar şiirler yazmaya çalışan bir adam haline geldim. Dışarıdan bakıldığında çok şen ve sosyal görünmeme rağmen aslında kendimi kalabalığın içinde yalnız hissediyordum.

Bir gün bir dostum hayatımı değiştirdi. O dost İsa Mesih’ti. Aslında O’nunla önce ailem tanıştı ve bana ondan söz ettiler. Benim için dua ettiler ve bir yıl sonra ben de iman ettim. O günden sonra artık içimdeki o boşluk doldu.

Bir arkadaşım İsa’nın mucizelerini kanıtlayabilir misin diye sorduğunda elimde bilimsel bir kanıt olmadığını ama ona Kutsal Kitap’taki mucizelerden birini gösterebileceğimi söyledim. Rab benim hayatımı sudan şaraba dönüştürmüş, devrim yapmıştı. İsa dönüştürür!

Bugün iki farklı duygudan bahsetmek istiyorum. Korkuya karşılık cesaret, körlüğe karşılık gören gözler, korkan kenara çekilen bir ruha karşılık Yahuda Aslanı.

Korku nedir? İnsan ne zaman bu duyguya kapılır? İnsan bilinmezlikten korkar. Korku hayatımızı daraltır, yaşam kalitemizi düşürür. Korku bizden çalar: geleceğimizden, bereketimizden, esenliğimizden, Rab’den çalar. Düşman yüreğimize bu korkuyu salarak yaşamlarımızı büzüştürmeye çalışır.

Mesih inanlısı olarak bizlerin geliştirmesi gereken bir duyumuz vardır: üçüncü bir göz.

Süleyman’ın Özdeyişleri 10:24 Kötü kişinin korktuğu başına gelir, Doğru kişiyse dileğine erişir.

Korkumuzla yürürsek korkularımız bize tökez olur. İman görünmeyene inanmaktır. İman gözlerimiz gelişirse her şeyi başkalarından farklı görürüz. Başkasına göre karanlık olan bir yerde biz görürüz. İman gözü açık olanla olmayana arasındaki fark, kör biriyle ile gözü gören biri arasındaki fark kadar büyüktür.

Biz normal gözlerimizle görmeye alıştığımızdan iman gözleriyle görmek istemiyoruz, teslim olmak istemiyoruz. Bu bakışı geliştirerek gerçeği görebiliriz.

Luka 11:34 Bedenin ışığı gözdür. Gözün sağlamsa, bütün bedenin de aydınlık olur. Gözün bozuksa, bedenin de karanlık olur.

İsa Mesih bize iman gözüyle görmeyi öğretir. Geçmişte Rab’bin bizim için yaptıklarını görüp gelecekte yapacağını da bilmek de iman gözüdür. İsa’yla yürüdükçe, O’nun iyiliklerini gördükçe O’na olan güvencimiz artmalıdır ki iman gözümüz açılsın.

Davut’la Golyat’ı ele alalım. Davut Golyat’a bakınca ne gördü? 2 metrelik boyu, 60 kiloluk kalkanıyla dev bir adam mı gördü yoksa kendisinden yana olan bir Tanrıyı mı gördü? Evet, Tanrının gücüne endekslendi. Öyle bir adama yaklaşabilmek için iman gözü gerekir.

Elişa peygamberi ele alalım. Kendisi İlyas’ın öğrencisiydi ve geleceği görme yeteneği vardı. Bir gün Rab tarafından Aram kralına bu haber gidince Aram kralı “Asıl zorluğumuz İsrail ordusu değil bu adam. Biz ne yapsak o önce görecek” dedi.

2.Krallar 6:15-17 Tanrı adamının uşağı erkenden kalktı. Dışarıya çıkınca kentin askerler, atlılar ve savaş arabalarınca kuşatıldığını gördü. Dönüp Elişa’ya, “Eyvah, efendim, ne yapacağız?” diye sordu. Elişa, “Korkma, çünkü bizim yandaşlarımız onlarınkinden daha çok” diye karşılık verdi. Sonra şöyle dua etti: “Ya RAB, lütfen onun gözlerini aç, görsün!” RAB uşağın gözlerini açtı. Uşak Elişa’nın çevresindeki dağların atlılarla, ateşten savaş arabalarıyla dolu olduğunu gördü.

Bizler gördüklerimizi Rab’den duyduklarımızla düzeltmeliyiz. İsa’nın adlarından biri de orduların Rabbi’dir. Elişa’nın yardımcısının gördüğü ateşten arabalar her zaman imanlıların yanındadır.

Elişa adamların kör olmasını isteyince Rab onu işitti ve onları kör etti. Böylece Elişa onları İsrail’in başkenti olan Samiriye’ye götürdü. “Rab gözlerini aç” deyince de Aram ordusu kendisini Yahudi kralının ve ordularının önünde buldu.

Bugün biz de Rab’bin önüne gidip “Rab gözlerimi aç” diyelim. Gökte Rab’bin orduları varken sıkıntılarla biz savaşmayalım.

Romalılar 8:31 Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?

Rab sizi bereketlesin.

Dirisu Kilisesi – Misafir Vaiz

Vahan İsaoğlu