Mesih’in Gidişine Uyun

27.10.2019

Değiştirmek istediğiniz bir insanı düşünün. Eğer değişseydi hayatınızın çok daha iyi olacağını düşündüğünüz biri var mı? Şimdi aynaya bakın. O kişiyi göreceksiniz. O sizsiniz. Gerçekten de kardeşler, her şey bizden başlıyor, ama biz ne kendimizi ne de başkalarını iyi yönde değiştiremeyiz, ama Rab değiştirebilir, bu yüzden Rab’be giderek bizi kendi istediği şekilde değiştirmesini istemeliyiz. Değişimimiz düşüncelerimizden başlar.

Rom 12:2

Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin.

Değişim bir durumdan başka bir duruma geçiş demektir. İnsanoğlu doğal olarak bu çağın gidişine, düşüncesine uyar. Çünkü bu çağın bir parçasıdır. Örneğin bu çağın gidişine uyanlar için parayı sevmemek imkansız değil mi? Ya da insan ölçülerine göre başarılı bir insan olmak? Ya da düşmanından nefret etmek ne kadar doğal geliyor değil mi? Ancak Tanrı’ya göre öyle mi?

Bu çağın gidişi şeytanın düşüncesidir. Tanrı bu durumu değiştirmek için Mesih’i dünyaya gönderdi. Bu çağın verdiği zararı ve bu çağın geçici ilahı olan İblis’in yaptıklarına son vermek için geldi. Böylece Lütuf çağını başlattı, Mesih’in çağını başlattı ve Mesih’in düşüncesini dünyaya hoş bir koku olarak yaydı. Çünkü biz yerdekilerin değişmek için bu çağın gidişinden olmayan düşüncelere ihtiyacımız vardır. Yerden gelen herkes bu çağın gidişine uyar.

Baba Tanrı Mesih’in görünümünün değiştiği yüceliğinin görüldüğü dağda ne dedi:

Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!

Bunu İsa’nın öğrencilerine söyledi, yani bizlere. Neden Oğul’ı dinlememiz gerekiyor? Kimin düşüncesine kulak verir ve yüreğimizi açarsak O’nun ruhu bizde işler. Eğer çağın gidişine uymayacaksak, yersel bir düşünceye kulak veremeyiz. düşüncemizin değişmesi için göksel olana ihtiyacımız var, mirasımız ve geleceğimiz gökte olduğu için göğe bakmak lazım.

Tanrı’nın sözü bu çağın düşüncesine uyan insanların kötü örnekleriyle doludur. İsrail halkı çağın gidişine yani dünyasal, benliğe dayalı düşüncelerle Rab’bi çok defa öfkelendirdi. Rab’bin halkı olarak özel, Rab’be ayrılmış kutsal bir halk olması gerekiyordu ama Çölde su, yemek konusunda, vaat edilen ülkeye girmek konusunda, buzağı yaparak hep O’na karşı geldiler. Sonra ülkeye girdikten sonra da O’nu putlarla aldattılar.

Tanrı’nın Eski Antlaşma’da İsrailliler hakkında söylediği bazı ayetleri ibret olması açısından okumak istiyorum:

Ysa 28:9 “Kimi eğitmeye çalışıyor?” diyorlar, “Kime iletiyor bildirisini? Sütten yeni kesilmiş, memeden yeni ayrılmış çocuklara mı?
Işa 28:10 Çünkü bütün söylediği buyruk üstüne buyruk, buyruk üstüne buyruk, kural üstüne kural, kural üstüne kural, biraz şurdan, biraz burdan…”
Yer 7:17 Onların Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında neler yaptıklarını görmüyor musun?
Yer 7:18 Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, kadınlar Gök Kraliçesi’ne pide pişirmek için hamur yoğuruyor. Beni öfkelendirmek için başka ilahlara dökmelik sunular sunuyorlar.
Yer 32:34 Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler.
Yer 32:35 Ben-Hinnom Vadisi’nde ilah Molek’e* sunu olarak oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Baal’ın tapınma yerlerini kurdular.
Mal 1:8 Kör hayvan kurban etmek kötü değil mi? Topal ya da hasta hayvan kurban etmek kötü değil mi? Böyle bir hayvanı kendi valine sun bakalım! Senden hoşnut kalır mı, ya da seni kabul eder mi?” Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.

Bunlardan çok daha kötü ve okuduğumuz zaman cık cık dediğim daha onlarca ayet var. nasıl oluyor diyorum, nasıl yapabildiler? Bir türlü anlayamıyorum, ta ki benzer şeyleri kendimde görene kadar. Yaptığımı kendime ve Tanrı’ya itiraf etmek zorunda olduğum şeyler var.

Benliğe dayanan düşüncenin yapabileceği kötülüklerin sınırı yok. Tüm dünya ulusları arasında gerçek Tanrı’ya ait halk olan İstailoğulları’nın durumu böyleydi. Ama bu İsrail halkı özelinde olan bir şey değil, bu eylemler benliğe dayalı yersel düşüncelerin eseridir. Ve bu nedenle Tanrı’nın amacını yerine getiremediler ve sürgüne gitmek zorunda kaldılar.

Ve Tanrı onlarla yeni bir antlaşma yapacağını açıkladı.

Yer. 31:31

“Atalarını Mısır’dan çıkarmak için Ellerinden tuttuğum gün Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek”.

Yasamı içlerine yerleştirecek, Yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, Onlar da benim halkım olacak.

Demek ki artık biz Yeni Antlaşma’dayız ve farklı bir düşüncede yaşamak üzere hazırlandık.

Ve Tanrı’ya ait bir imanlı ya da kilise yeryüzündeki hizmetini ya da görevini ancak göksel bir düşünceyle yerine getirebilir. Ne kadar çok göksel düşünceyle doluysak o kadar çok yerde Tanrı’nın amacı bizde gerçekleşecek. Ama ne kadar yersel düşünceyle doluysak, Tanrı’nın amaçları için o kadar yararsız oluruz.

Efesliler 1:3

“Bizi Mesih’te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’ya övgüler olsun”.

Dikkatinizi çekerse burada ruhsal kutsamalardan söz ediliyor, hiçbir maddesel kutsama yok. Maddesel kutsamalar Eski Antlaşma’da İsrail halkına vaat edildi, bunu Yasa’nın Tekrarı 28. bölümde okuyoruz. İşte bu farklılık Eski ile Yeni’yi birbirinden ayıran şeydir; Mesih’in lütfunu Musa’nın Yasası’ndan ayırıyor. Bu nedenle biz Yeni Antlaşma imanlıları İsrail halkı gibi maddesel bereketlerle motive olamayız, bizim ruhsal bereketlerimiz var, göksel yerlerde ruhsal kutsamalarla kutsandık. Ve bu kutsanma çok çok daha üstündür. Elbette Tanrı imanlıları bugün de maddesel olarak kutsar ama bunu farklı bir amaçla yapıyor. Kutsamanın kendisi maddi değil, ruhsal.Ve öncelikle Tanrı’nın doğruluğunun ve egemenliğinin ardından gittiğimizde tüm dünyasal ihtiyaçları sağlanır. Ve biz Yeni Antlaşma’da ruhsal çocuklar, ruhsal zenginlik, ruhsal onur, ruhsal zaferler peşinde koşmalıyız. Tanrı’nın işini yapmak için ihtiyacımız olan Dünyasal gereklilikler de sağlık ve para gibi bize sağlanır.

Tanrı yolunda gelişmek ve imanda olgunlaşmamız için bunu iyice anlamamız ve kabullenmemiz gerekiyor ki düşüncemiz değişsin.

Pavlus Koloseliler 1:27-28’de Müjde’yle ilgili sırrı açıklarken şöyle der:

“Tanrı kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor. Her insanı Mesih’te yetkinleşmiş olarak Tanrı’ya sunmak için herkesi uyararak ve herkesi tam bir bilgelikle eğiterek Mesih’i tanıtıyoruz”

Yani Mesih, içimize kendi yaşamını getirmek üzere gelmektedir. O bize misafir olmaya değil, ev sahibi olmaya geliyor. O Krallar Kralı ve Rablerin rabbidir. Evrenin Tanrısı, kendi egemenliğini ve yaşamını Ruhu aracılığıyla bize getiriyor..Bu ne kadar müthiş bir olay! Bunun üzerinde ne kadar dursak azdır.

1.samuel 5:2-4’te şöyle bir olay anlatılır:

“Filistliler, Tanrı’nın Sandığı’nı ele geçirdikten sonra Tanrı’nın Sandığı’nı Dagon Tapınağı’na taşıyıp Dagon heykelinin yanına yerleştirdiler. Ertesi gün erkenden kalkan Aşdotlular, Dagon’u RAB’bin Sandığı’nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagon’u alıp yerine koydular. Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagon’u yine RAB’bin Sandığı’nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagon’un başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı”.

Tanrı’nın görkeminin ve kutsallığının yanında putların düştüğü durumu çok güzel anlatan bir bölüm bu. Gerçekten de Tanrı yaklaştığı zaman, bütün kirli ve bozuk şeyler titremeye ve Tanrı’nın önünde yıkılmaya başlıyor. Bizim hayatımızda Mesih’in önüne getireceğimiz ve yıkılmasını istediğimiz büyük bir put var: bunun adı benlik düşüncesi.

Mesih’in düşüncesi geldiği zaman benlik düşüncesi yıkılmalıdır ve bu bir kerelik bir iş değil, yaşadığımız sürece tekrar tekrar yapılacak bir iştir. Filistliler gelip Dagon’u tekrar yerine koymuşlardı.. Bu ölümlü ve günahlı bedende yaşadıkça benlik de sürekli ayağa kalkmaya çalışmaktadır.

Gene İsrail tarihinde Givonlular adlı bir halkın can korkusuyla İsrailliler’i nasıl aldattığını okuyoruz. Yakın bir ülkede yaşadıkları halde onlarla barış anlaşması yapmak için uzak bir ülkeden geliyormuş numarası yapmışlardı. Eski püskü giysiler, şarap tulumları alıp uzak yoldan geldiklerini söylediler. Halbuki İsrail halkı Givonlular’ı yok etmesi gerekirken onlarla yanyana, yaşamaya komşu olmaya ant içtiler. Çünkü Tanrı’ya danışmadılar.

Benlikteki düşünce de aynı şekilde aldatıcı kisvelere bürünebilir. Hayatımızın bir köşesine sinsice yapışabilir ve bizi aldatır ve bir şekilde bizimle birlikte yaşar gider. Aldanmamanın yolu her düşünceyi Tanrı sözüne bağımlı kılmaktır. Tanrı’ya danışmaktır.

Örneğin bize acı çektiren biri varsa ya da içine düştüğümüz kötü bir durumda bize aniden doğal bir düşünce gelir. Bu düşüncenin Tanrı’dan olup olmadığını hemen anlamadıysak eyleme geçmeden önce Rab’be danışmak gerekir.

Geçen haftalarda Bruce kardeşimiz imanla sevmek konusunda harika bir paylaşım yapmıştı. Verdiği mesajdan hepimiz çok bereket aldık. Tanrı’nın isteğine uygun ne dilersek bizi işiteceğini vaat ediyor. Biz düşmanımızı ya da sevmekte zorlandığımız kişiyi sevmemiz için güç istediğimizde bunu imanla alacağız. Çünkü Tanrı’nın buyruğu ve vaadi var. İman ettiğimizde bunu Tanrı’nın verdiği güçle yapabileceğiz. İşte bunun gibi sadece sevmeyi değil, her durumda benliğe dayanan düşünceleri de imanla reddedeceğiz. Ve gene imanla Mesih’e dayalı düşünceyi kabul edeceğiz. Zaten iman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmemiz olanaksızdır. Ve tanrısal düşünceyi tanrısal eyleme dökeceğiz. İşte Mesih’le birlikte yürümek böyledir. Bu sayede:

2.Ko. 10:5

“Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyor, her düşünceyi tutsak edip Mesih’e bağımlı kılıyoruz”.

İşte bunu imanla yapacağız. Ne kadar zor ve acı verici olursa olsun, Mesih’in buyruğunu imanla yerine getireceğiz..O zaman Mesih’in yaşamı bizden parlayacak, değil mi?

1.Ko 15:33

“Aldanmayın, “Kötü arkadaşlıklar iyi huyu bozar.”

Neden kardeşler? Arkadaşlıkta insanlar ilişkisel olarak yakınlaşır, yürekler birbirine açılır vee n nihayetinde düşünceler paylaşılır. Dünya bizim için kötü bir arkadaştır, bize kendi düşüncelerini aktarır, Mesih’ten edindiğimiz iyi huyu bozar. Boşuna mı Tanrı sözü diyor, Dünyayla dost olmak isteyen kendisini Tanrı’ya düşman eder. Aman, bize iyi arkadaşlar, kilise, imanlılar, her şeyden önce Mesih lazımdır.

Dünyanın bariz kötü düşüncelerini net olarak ayırt ederiz ama Bazen de bu kötü düşünceler gizli bir şekilde kulağa hoş gelen ya da tatlı bir mesaj kisvesiyle gelir ve biz bunları hoş görebiliyoruz, kulak verebiliyoruz.

Bizim düşünceleri ayırt edeceğimiz tek nokta Tanrı sözüdür. eğer bir öğüt ya da öğreti Mesih’in ağzından çıkmıyorsa, belki iyi gibi görünebilir ama göksel olabilir mi, kutsal olabilir mi? İstediğiniz kadar sevgiden bahsetsin, kardeşlikten söz etsin, bu düşünce Mesih’ten midir? Bu nedenle bir mesajın içeriğinden öte mesajı kimin söylediği önemlidir. Bizim aradığımız dünyanın iyi gördükleri değil, Tanrı’nın beğenilir ve kutsal düşüncesidir. Bu düşüncelerin sahibi gökten gelmiş ve bizimle düşüncelerini paylaşmıştır hamdolsun.

Yuh 8:23

İsa onlara, “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım” dedi. “Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim”.

Düşünce ekersen eylem biçersin, eylem ekersen karakter biçersin. İsa Mesih’inkine benzer göksel bir karaktere değişip dönüşmemiz de yukarıdan gelen Tanrı Sözü İsa Mesih’imizle yakın dostluk kurmaktan geçiyor.

İman İle Nasıl Sevilir

06.10.2019

Sevgi … genellikle dünyadaki en büyük güç olarak tanımlanır.

“Her yaş grubundaki insan sevgiye karşılık verir. Dünyadaki en büyük güçtür.”

“Arlis Priest”, “Sevgi her kapının anahtarıdır.”

1 Korintililer 13:8

“Sevgi asla son bulmaz” der.

Sevgi aynı zamanda insanlık için en büyük ihtiyaç olarak tanımlanır.

“The Beatles” müzik gurbunun şarkı sözünde;
“Tek ihtiyacın sevgi”’den bahseder.

The Beatles
Psikologların çoğu insanoğlunun en büyük ihtiyacının sevmek ve sevilmek olduğu konusunda hemfikirlerdir. Bizi insan yapan da budur. Onu kazanmak için çeşitli arayışlara gideriz. Seneler önce bir haber dinlediğimi hatırlıyorum;

“Reçete: Bir köpek”

Bunun özü: insanlar çok muhtaç. O kadar yalnızlar ki, mutlaka sevgi ve arkadaşlık için açlık duyuyorlar. Akıl hastanesinde olanlara ve Huzur evlerinde olanlara bir köpek verildiğinde müthiş bir şekilde bakıldılar. Köpek onları sevdi, onları gördüğünde hep sevindi, yaşlı, çirkin veya garip davrandıklarında bile köpek onları hep kabul etti. İnsanların sevgiye ihtiyacı var ve onu bulmak için arayışa gidecekler.

İnternete girdim, 150 taneden az olmamak üzere (Türk siteleri de dahil ) eş bulma sitelerine rastladım.

Siberalem .com
Muslima.com
Happn.com
OkCupid.com
ve Tinder

İnsanlar sevgi arıyorlar.

Hristiyan olarak, biz de sevginin müthiş inanılmaz gücünü görüyoruz. Yuhanna 13:35’de İsa Mesih şöyle der; Biz Hristiyanlar olarak birbirimizi seversek, Hristiyan olmayan toplumlar için en büyük tanıklık olacak. Birbirimize olan sevgimiz dünyayı degiştiriyor!

I. Sevgi nedir?

A. Bir sözlük şöyle tanımlar… “Önemsenme ve Şefkati andıran güçlü, pozitif bir duygu. Ve… … “sıcak bir şefkat ve içten bağlılık.”
B. Dünya sevgiyi bir duygu olarak tanımlar.

Kültürümüzde nerdeyse istemsiz olarak resmedildi. “Elimde değil. Kime aşık olacağını seçemezsin” gibi sözlerinin söylendiğini duymuşsunuzdur. Daha önce de bahsettiğim gibi, Sevginin kendisi bizi insan olarak tanımlar ama biz onu tanımlayamıyoruz. Ne olduğunu bulana kadar perişan oluyoruz.

Bir Türk arkadaşım Türk kültüründe bana şunu gösterdi;

Türk tipi sevgi:
“Ya benimsin, ya toprağın” Veya buna ne dersiniz…“İnsanlığı seviyorum ama insanlardan nefret ediyorum..” Edna St. Vincent Millay

Bir de bu var… “Sevgi, aşk: Evliliği tedavi eden geçici bir deliliktir.” Diye tanımlar Ambrose Bierce

Belirttiğim gibi, Dünya sevgi kavramını çarpıttı. Öyleyse…

C. İncil’in nasıl tanımladığına bakalım.
Bildiğiniz gibi Yeni Antlaşma Yunanca yazılmıştır ve Yunanca’da 3 çeşit sevgi tipi vardır. İlk olarak , “Eros” var Şehvetli arzu (Bu çeşit sevgi Kutsal Kitap’ta yoktur.) Sonra “Phileo” var Kardeşlik Sevgisidir. Arkadaşlık Sevgisi. Birisini seviyoruz çünkü değerli. Değerli olduğu için sevmek. (bir arkadaş, bir akraba) Bir de Agape sevgisi var. Bu en saf en derin sevgi tipidir. Tanrı’nın olağanüstü sevgisidir. Bu durumda sevgi, sevilen kişinin değerine bakılarak değil ,seven kişinin karakteri nedeni ile verilir. Bazen, Bu sebepten dolayı ” yerine “Buna rağmen” sözcükleri ile sevgi tanımlanabilir. Ayak kokuna rağmen seni seviyorum. Tam tersi ise… Seni seviyorum çünkü güzel, akıllı ve zenginsin. Bu tür Sevgi Kutsal Kitap’ta nerede tavsir ediliyor?

1.İncil 1.Korintliler 13:4-7
Sevgi sabırlıdır. Sevgi kıskanmaz. Sevgi kendi çıkarını aramaz. Sevgi kendi çıkarını aramaz. Sevgi her şeye katlanır, asla pes etmez.

Nihai Tanım: Tanrı Sevgisidir. (1 Yuhanna 4:8) Sevgi Tanrı’dan kaynaklandı. Sevgi Tanrı’da anlam buldu. Öyleyse, Sevgiyi Tanrı olmadan asla tam olarak anlayamayız veya deneyimleyemeyiz.
Sadece Tanrı 1 Korintiler 13 te konuşulduğu gibi gerçekten sevebilir. Gerçek sevgi Tanrıdan’dır.

D. Tanrı bizim sevgi ile ne yapmamızı istiyor?
Tanrı bize sevmeyi emretti. Matta 22:36-40’da Ferisilerden biri İsa’ya şunu sorarlar;

“Öğretmenim, Kutsal Yasa’da en önemli buyruk hangisidir?” İsa ona şu karşılığı verdi: “ ‘Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.’  İşte ilk ve en önemli buyruk budur.  İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’  Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.”

Sevmek o kadar önemli o kadar kritik ki, İsa bu iki buyruğu yerine getirerek tüm yasayı yerine getirmiş olacağımızı söylüyor. İlerleyen bölümlerde de İncil bu iki buyruğunun ikincisi üzerinde duruyor.

Birbirimizi sevmemiz söyleniyor. (Yuhanna 13:34)

Komşularımızı sevmemiz (Matta 22:39)

Ve, benim favorim, ( karınızı ) sevin (Efesliler 5:25)

Tüm bunlar sevgiye bakmanın geleneksel yolu olmakla birlikte İsa bize düşmanlarınızı sevin (Luka 6: 27) diyerek radikal standartın dışına çıkıyor. Ne!? Bu, Tanrı’nın İncil’deki en cesur emirlerinden biridir. Ne? Düşmanlarımı sevmeli miyim? Tanrı, yalnızca hoşlandığımız bireyleri değil, aynı zamanda bize en azından hitap etmeyenleri de. Bilerek bize derinden zarar vermiş olanları da sevmemizi ister. Ve , Korintliler 14:1 ‘de “ En büyük amacımızın sevmek » olmasından bahsediyor.

İsa’nın bizi sevdiği gibi sevmek! (Yuhanna13:34)

Hiç bir yolu yok! Bu imkansız! Oswald Chambers’ın çok iyi bir şekilde ifade ettiği gibi… “Tanri beni tüm günahlarıma rağmen, tüm bencil isteklerime, inatçılığıma, gururuma ,kendi çıkarıma rağmen sevdi, sonuna kadar ve şimdi “benim size sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin diyor”. İnanılmaz! Eğer bu Tanrı’nın kefareti, emri ise……

II. Bu Dünyada bir kişiyi nasıl böyle sevebiliriz?
Tanrı’nın cevabı… İman ile. Biraz daha bakalım. Daha önce bahsettiğimiz gibi, Dünyanın sevgi dediği şey duygular ile örtüşmüş. Duygularım olduğu kadar karşımdaki kişiyi severim diyor bu dünya.

A. Tanrı’nın sevgisi tamamen farklı ve “başkadır”. Onun sevgisi ne kadar “sevilebilir” olduğumuz ile ilgili değil Onun karakterini baz alır. Tanrı bizi kendi iradesinin bir eylemi olarak seviyor.
Bizi sevmeyi seçti. Nihayetinde,

B. Sevgi= Karar Barbara DeAngelis şöyle der… “Sevgi anlık olarak an an yaptığımız seçimlerdir.” Gözlerini kendinden ayırmak anlamına geliyor. Ama, dürüst olalım. Çekici olmayan, garip, huysuz, hoş görünmeyen veya bizi sevmeyenleri sevmek zor. Karı/Kocalar… Bazen Laura’yı çok sinir ediyorum. Bazen beni incitiyor. Ben her zaman onu sevdiğimi hissediyor muyum? Hayır. Ama her ne olursa olsun onu sevmeyi seçiyorum… İman ile… Laura’nın sevgisine bakarsak: Benden biraz daha fazla inanca sahip. Kendi gücümüz ile tüm bunlar imkansız. Demek ki çözüm, Tanrı’nın senin aracılığıyla yapmasına izin vermektir! Ruhun meyvelerinden biri sevgidir. Bu yüzden, yalnızca Tanrı’nın gücünde yürürken, O’na bağlı olarak, O bizim aracılığımızla sevebilir.

C. İman ile sevmek.
Ne anlama geliyor? Bir buyruk ile başlar. Tanrı bize birbirimizi ve düşmanlarımızı sevmeyi buyruk olarak verdi. Öyleyse buyruk verdi ise, Onun isteğinin bu yönde olduğunu biliyoruz. Yuhanna 5:14,15’ te şunu söyler;

“Tanrı’nın önünde güvenimiz şu ki, O’nun isteğine uygun ne dilersek bizi işitir. Her ne dilersek bizi işittiğini bildiğimize göre, O’ndan dilediklerimizi aldığımızı da biliriz”.

Yuhanna bize şunu söyler; Tanrı’nın iradesine uygun bir bir şey dilersek bizi duyar ve bizi yanıtlar. Bu yüzden, Karını, Kocanı, Komşunu, Düşmanını sevmeyi Tanrı’dan dilersen, Tanrı söz veriyor. Bunu yapacak. Bizde yapacağına inanmamız gerekir. İmana adım attığınız ve Mesih’in hayatınıza girmesini ve günahlarınızı bağışlamasını istediğimizde yapacağını bilmek gibi… Bunu yapacak… Söz verdiği için yapacaktır. Tanrı’nın sözünü, vaadini aldın. Tanrı’nın sevgisindeki bir diğer kritik unsur da…

D. Sevgi bağışlamaktır…
Biri bizi kırdığında veya incittiğinde, bizim doğal tepkimiz nedir? Aynı tepkiyi vermeyi veya onlardan kaçmayı istiyoruz. Ama onları bağışlamamız ve bir yanağımızı çevirmemiz buyuruluyor. Bu gerçekten çok zor. Sizce affetmenin içinde neler var? Bağışlamayı seçmek ile başlıyor. O kırgınlığı içinizde tutmamayı seçin. İçimizde tutarsak ne olur? Tanrı İbraniler. 12:14-15 “acı bir kök” Ruhumuzda daha da büyüyecek. Tekrar gündeme getirmeyin.

E.Yani sevmenin tek yolu Tanrı’nın sevgisini içimize almak ve başkalarına aktarmaktır.
Romalılar 5:5’i o kadar çok seviyorum ki, tanıklığıma koydum. Görüyorsunuz, sevmek benim doğama çok ters, bana yakın olanları bile. Ben büyürken, aile bireylerim birbirinden bağımsızdı. Babam çok seyahat ederdi, sevgiyi arıyordum (şarkılarda) … ve yanlış yerlerde. Sadece İsa’yı içime aldığımda sevebildim.

Romalılar 5:5 şöyle der…

“ Tanrı’nın sevgisi Kutsal Ruh aracılığı ile yüreğime döküldü”

Pratik olalım.

E. Birini sevmek için “imanla adım atmak “ eylem gerektirir.

“Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.”

1 Yuhanna 3:18

İnancımızı somut yollarla gösteriyoruz, sevmeyi seçerek. Bunlar hangi somut yollardır? Çeşitli yollar ile sevmeyi düşün 1.Korintliler 13. vee Luka : 6:27-36 Sevgi eylemleri aşağıdakileri içerir;
Onlara iyilik yapmak. Onları bereketlemek. İstediklerini vermek. Karşılığını beklemeden borç vermek. Davranılmasını istediğin gibi karşındakine davranmak. Kendine sor, Bu kişiyi nasıl sevebilirim? Benim için, Sevginin en büyük göstergelerinden biri o kişi için dua etmektir. Başkasını bencil olmadan sevme yoludur. Başkaları için dua etmekten bahsettiğimde, “Rab onlara günahlarını göster” demiyorum , veya İsa “Onları değiştir” demiyorum. Onun yerine, hayatlarına bereket diliyorum. Bu zor kararları alırken Tanrı’nın onlara bilgelik vermeleri için dua etmek.
Aileleri için dua etmek. Ve, evet kurtuluşları için dua etmek.

Sonuç olarak, kalbinde kime sevgi aktaracağını karar verdikten sonra, “patronun” olur, “ukala komşun”, veya kötü “kayınbiraderin” olabilir. Sonra Tanrı’ya gidip, “ lütfen bu insanı bu şekilde sevebilmem için bana bana yardım et” diye dua edebilirsin.

Ardından, İman ile adım atarak, Tanrı’ya güvenerek Sen adım attıkça Tanrı’nın sana güç vereceğine güvenerek Tanrı’nın iradesi olduğunu bilerek eyleme başlayın. Bu kişiye karşın o an içinizde çok sıcak bir sevgi seli akmaya başlayağını söyleyemem… Bazen hemen de akar. ama çoğu zaman olmuyor. O duygulara ulaşmak çoğu zaman haftalar, hatta aylar alıyor. Görüyo musunuz, duygular imandan sonra geliyor. Başka bir yoldan değil. İman etmeye ve aktif olarak onu sevmeye başladığımızda, zamanla, duygular gelir.

Örnek: Lori Eby
➢ Missouri’de çalışırken grubumda bir kız vardı, çok iğrenç gözüküyordu, şakaları beni sinir ediyordu. Onu sevmem çok zaman aldı, hatta gülüşü bile beni rahatsız ediyordu. Sonra Onu sevmeye karar verdim. İman ile, Tanrı’nın beni güçlendireceğine inanarak..
➢ Tanrı’dan yardım istedim, ona “sevgi gösterileri “ gösterdikçe “Tanrı’nın bana güç vereceğine inanmaya başladım.
➢ Aylar sonra, Tanrı ona karşı yüreğimi değiştirmeye başladı.
➢ Onun benim ekibimde olmasından hoşlanıyordum.
➢ Ve evet, Bugün bile hala onun gülüşü aklıma geldiğimde gülümsüyorum.

Evlilikte de aynı şey geçerli. Tüm evlilikler sevgi, sıcak ,romantik duygular ile başlıyor. İçimizde kelebekler uçuşuyor… Ama, zamanla bu duygular yok oluyor. İşte o zaman eşini sevmeyi karar veriyorsun, bu şekilde hissetemesen bile ona sevgini göstererek. Mükemmel olan şu ki, bu sıcak duygular çoğu zaman geri geliyor. Günümüzde Bir çok evlilikte sorunun nerede başladığına bakalım:

İlk evlendiğimizde eşime karşı derin, tutkulu bir sevgim vardı. Belli bir süre sonra bu kayboldu.İşte o an boşanma gündeme geliyor. Bir koca karısına artık seni sevmiyorum diyor.Ama aslında ne söylüyor? “Seni seviyor gibi hissetmiyorum”. Veya “Seni sevmemeyi seçiyorum artık”. Bazıları bu tür sevginin aldatıcı veya iki yüzlü olduğunu söyleyebilir.

F. Benim motivasyonum, niyetim nedir?
Başka bir deyişle, bu kişi için “sevgi” hissetmiyorum, bunu söylersem iki yüzlü gibi olurum. Buradaki kilit nokta, niyettir. Amacım, kendime bir çıkar oluşturmak mı?. Bu kişiden bir şey mi almak istiyorum? Veya, O kişiyi davranışlarına rağmen sevmek mi istiyorum? Biri bencilce, diğeri değil. Başka bir hikaye daha anlatayım kendim ile ilgili, Bir yaz projesi için Filipinler’deydim.

G. Örnek: Steve Jonas
➢ Filipinler’de çok zor yaşam koşulları var.
➢ İki kişi 3*5 metrelik odada yaşadık.
➢ Sert yataklar.
➢ Onu sevmek çok zordu.
➢ Beni irite ediyordu.
➢ Söylediği herşey yanlış gibi geliyordu.
➢ Birbirimizi sevmeye karar verdik, çünkü bu proje için daha bir çok hafta beraber olacaktık.
➢ Yatağa girmeden önce her gece beraber dua ettik
➢ Bir kaç hafta sonra, Tanrı birbirimize karşı yüreğimizi değiştirdi ve duygular gelmeye başladı.
➢ Steve iyi bir arkadaş olmaya başladı.

Sevgi gerçekten Tanrı’nın yapabileceği bir şey. Sevebiliyorum çünkü önce O beni sevdi. (1.Yuhanna :4:19) Sadece Tanrı’nın sevgisi duyarsızlık, bencillik ve gururun bariyerlerini kırabilir. İman ederek, emin olabiliriz ki, Tanrı’nın sevgisi bizden başkalarına akacak…

Tanrı’yı Tanımakta İlerlemek

22.09.2019

Tanrı’nın Sözü ve Ruhu bizi yeniden yaratır.

Tanrımız’a şükrolsun, çünkü O kendisine giden yolu bizlere gösterdi. Ve kendisine açılan Kapı’nın kimliğini açıkladı. Rabbimiz İsa, “Yol Benim” “Kapı Benim” dedi. Rab İsa’nın kapısından giren Tanrı’nın Egemenliğine girer.Rab İsa’nın yolunda yürüyen Tanrı’nın Egemenliği’nin yolunda yürür.

Yüzyıllar önce insanlar bir zamanlar Tanrı’nın dünyayı doldurun buyruğunu dinlemeyip bir arada kalmak ve kendilerine ün yapmak, ad kazanmak, göklere erişmek için Babil’de bir kule dikmeye başladılar..Yaptıkları tuğlalardan bir kule yaparak göklere nam salmak istediler. Ancak Tanrı buna izin vermedi, çünkü Tanrı’ya kibir ve gururla dolu yüreklerle yaklaşılamazdı.Günahkârlar Tanrı’nın Egemenliği’ne giremezdi.Ancak merhameti bol olan Tanrı, alçakgönüllülere O’na giden yolu gösterdi. İbrahim’in torunu olan Yakup bir gece bir düş gördü…Bu Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, merdivenin başının göklere eriştiğini gördü. Tanrı’nın melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı. Tanrı bu düş ile Yakup’a ne söylemek istemişti?

Tanrı Yakup’a göklere erişmek için bir kule yap demedi, ama O’na bir merdiven gösterdi. Kibirli insanların kulesi reddedildi, ama Tanrı alçakgönüllülere kendisi göğe çıkan bir merdiven sağladı. Bu merdiven Yakup’un soyuyla ilgiliydi. Bu merdiven neyi temsil ediyor? Yakup’un soyundan gelen İsa Mesih dedi:

“Size doğrusunu söyleyeyim, göğün açıldığını, Tanrı meleklerinin İnsanoğlu üzerinde yükselip indiklerini göreceksiniz.”

Hamdolsun, işte göklere açılan Kapı, göklere giden Yol ve işte başı göklere erişen Merdiven O’dur.

Rab İsa’ya iman ediyorsak, o zaman o kutsal merdiveni çıkıyoruz demektir ve Tanrı’nın buyurduğu ve gösterdiği yoldan en nihayetinde göklere varacağız..Dünyadaki günlerimiz sona erdiğinde orada olacğaız. Çünkü Tanrı’nın önünde kibirle değil, O’nun lütufla yaşıyoruz. Tanrı’ya kendi gücümüzle, iyiliğimizle, aklımızla varmaya çalışmıyoruz..Rab’bin sağladığı Yol’da hedefe doğru ilerliyoruz. Bizim yolculuğumuz kutsaldır, yolumuz dünyadan farklıdır. İnsanlık Babil kulesi ile göğe çıkmaya çalışıyor biz ise İsa Mesih’le göğe gidiyoruz.

EA’da Balam adlı bir adam İsrail halkını kutsarken şöyle diyordu: Tek başına yaşayan, Uluslardan kendini soyutlayan Bir halk görüyorum.

Evet, işte Tanrı halkının karakteri budur: Hıristiyanlar olarak dünya uluslarının yaşadığı gibi değil, Tanrı’ya ayrılmış olarak fiziksel olarak değil, ama ruhsal olarak kendimizi soyutlamaya çağrılıyoruz. Eğer soyutlanmak zorunda olmasaydık, Tanrı bize dünyadakiler gibi yaşayın, bu çağın gidişine uyun, dünyayı sevin, günaha karşı koymayın derdi..Ancak bizim çağrımız asla böyle değildir! Kimse kendisini aldanmasın..Tanrımızın bizi kurtarmaktaki ve kutsamaktaki amacı bu çağın gidişine uymamamız ve Tanrı’nın isteğini yerine getirmemizdir.

Romalılar 12:2’ye bakalım. Tam da bunu söylüyor:

“Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin. “

Bu ayette Kutsal Ruh yüreklerimize konuşuyor ve bir buyruk veriyor aslında. Tanrı değişmemizi buyuruyor…

Yaratılış 1. bölümün 2-3. ayetlerinde dünyanın yaratılışı anlatılırken şöyle söyler

“Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.”

Dünyanın yaratılışında Tanrı’nın Ruhu ve Tanrı’nın Sözü etkin biçimde çalıştı..Düzensiz, şekilsiz, karanlık, kaotik bir yeryüzüne düzen, şekil, ışık getiriyor ve yaratılışı tamamladıktan sonra Tanrı “her şeyin çok iyi olduğunu görüyor”. Rab kusursuz bir iş meydana getirdi.

Sevgili kardeşler, dünyanın yaratılışında gördüğümüz bu resmi Rab bizim hayatlarımızda da aynen tekrarlamaktadır: Tanrı, karanlık, düzensiz, biçimsiz, kaotik hayatlarımızı eline alıyor ve Kutsal Ruh bizim hayatımızda çalışmaya, dalgalanmaya başlıyor, Tanrı’nın sözü yüreğimize ekliyor, içimizde parlıyor ve Rab ışık olsun diye buyuruyor ve aydınlanma sağlıyor. Ve sonuçta içsel olarak değişim oluyor ve Rab bizi o kadar çok değiştirmek ve dönüştürmek istiyor ki sonunda bize bakıp “her şeyin çok iyi olduğunu görmek istiyor..Bir başka değişle, Rab iman etmemizden önceki günah içinde yozlaşmış, karanlık, acılık, nefret, kıskançlık ve her türlü kötülükle dolu olan bizleri Tanrı’nın Sözü ve Kutsal Ruh aracılığıyla kökten değiştirmektedir.. Bu değişimin yönü nedir? Yani biz neye benzeyeceğiz, kime benzeyeceğiz.

Kol. 3:9-10

Eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız; eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz.

Bir şey kendisini yaratana nasıl benzeyebilir? Hamdolsun Rabbimize, bizler günah işleyen Adem’in yolunda karanlıktayken, gökten inerek insan benzeyişinde, kul suretinde yaşayan Yaratıcımıza yani Tanrı’nın beden alan Sözü İsa Mesih’e benzemek için değişiyoruz.. Hamdolsun, hamdolsun.İşte Müjde’nin özü budur.

İbraniler: 1:2-2

Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu’yla bize seslenmiştir.

Tanrı’nın sözü sadece yazılı biçimde değildir. Eski zamanlarda Tanrı peygamberler aracılığıyla konuşur ve onlar bu sözleri yazıya geçirirlerdi. Ancak Tanrı’nın sözü bu son çağda insan biçiminde gelmiştir.

Söz insan olup aramızda yaşadı.

EA ve YA arasındaki fark budur. EA’da Tanrı’nın sözü yazılıdır, On Buyruk taş levhalara yazıldı, Kutsal Yasa birçok parşömene yazıldı. Ama İsa’nın gelmesiyle Tanrı’nın Sözü insan olup aramızda yaşadı. Böylece Tanrı’nın sözü sadece okuyarak değil, bakarak, gözlemleyerek, seyrederek anlaşılır hale geldi.

Tanrı her birimizi Oğlu gibi insan biçimindeki sözüne dönüştürmek istiyor. Bu nasıl olabilir? Tanrı’nın düşüncelerimizi yenilemesiyle O’nun gibi düşünmeye başladığımız zaman olur. O’nun gibi düşünmeye başladığımızda, O’nun gibi hareket etmeye başlarız. Çünkü içsel yaşamımız dışsal davranışlarımızı yönetir.

İlk dünyaya geldiğimizde belirli bir düşünce biçimimiz yoktur. Yeni doğmuş bir bebeğin dünyasal bir düşünce biçimi yoktur. Ama bebek büyüdükçe doğası gelişir ve Adem’den miras aldığı günahlı doğa çevresindeki dünyayla uyumlu olur; düşünce yapısı günahlı hale gelir; dünyadaki herkes gibi bencilik, yalan, gurur, kıskançlık, nefret, sevgisizlik gibi benliğin ürünlerini verir. Başkalarına zarar verir. Ancak kişi Mesih’e iman ettiğinde, ruhsal olarak yeni doğar. Tanrı’nın Ruhu ve sözü o kişiyi yeniden yaratır. Tanrı’nın ruhsal bakımdan yeni doğan imanlılar için isteği benliğin işlerini ortadan kaldırıp Mesih’te bu yeni, diriliş yaşamının gelişmesi ve düşünce yapısının Tanrı’nın isteğine göre yenilenmesidir.

Yaratılışta Tanrı, toprağa, sulara ,yani cansız varlıklara biçim verdi, düzen getirdi. Cansız varlıklar doğal olarak Tanrı’ya itaat ederler, çünkü akıl ya da vicdan sahibi değillerdir, başka seçenekleri yoktur..Hayvanlar da böyledir. Ancak yaratılış içerisinde Tanrı’nın benzeyişinde yaratılan tek varlık olan insanlar Tanrı’ya itaat etme ayrıcalığına sahiptir. Ve bu yüzden Tanrı’nın bizi değiştirme işi cansız varlıklarda yaptığı değil, bizim isteğimizi ve iznimizi gerektiriyor. Tanrı bizden izin ister mi? Elbette, çünkü bizi kendi suretinde yarattı ve bizim isteğimize saygı gösterir..Aksi halde, Tanrı imanlı ya da imansız tüm insanları isteğimize bakmadan zorla değiştirmez miydi? Ama Tanrı bu yolu seçmez..Biz Tanrı’ya bizi değiştirmesi için izin veriyoruz, O’na kendi isteğimizle boyun eğeriz. Bu yüzden Tanrı’nın istediği değişimin devam etmesi, her şeyin çok iyi olması için Tanrı ile işbirliğinde olmamız, yani Tanrı’ya izin vermemiz gerekir.

Hayatımızda bir kriz noktasına geldiğimizde “Ya Rab, ne yapacağım? Düşüncen ya da isteğin nedir?” diye sorarız. Hayatımızda bir dönüm noktasına geldiğimizde ya o kararı ya da bu kararı vermeniz gerekir, ama ne yapacağımızı bilemeyebiliriz.. Ama Tanrı’nın sözü Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğini bilebileceğimizi söylüyor. Eğer o karar anına dek yıllarca Kutsal Ruh’un düşüncemizi yenilemesine izin vermişsek, o zaman Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğini bilebiliriz. Ama eğer Tanrı’nın düşüncelerimizi yenilemesine izin vermemişsek, karar anına ya da kriz zamanına geldiğimizde benliğimize iyi geleni seçebilir ve yanlış yapabiliriz.

O yüzden Tanrı’nın düşüncesi için kriz zamanlarını ya da önemli karar anlarınız beklemeyelim. Kriz olsun olmasın sorunlar olsun ya da olmasın, bizim hedefimiz her durumda Tanrı’nın düşüncesiyle yenilenmek olmalıdır. Zihinlerimizi Tanrı’nın sözüne ve Ruhu’na açarak İsa Mesih’in öğretilerine ve yaşamına dikkatle bakalım. Rab bizde bir yaratma işini sürdürüyor. Rab, Yeni Antlaşma’da Tanrı’nın isteğini sadece sözde değil, eylemde, kendi yaşamıyla gösterdi ve öğretti. Rabbimiz “Ben ve Baba Biriz” ve “Beni gören Baba’yı görmüştür” dedi. İsa Mesih’e baktıkça ve O’nu gördükçe, Baba Tanrı’yı görürüz ve O’nun düşüncelerini anlamaya başlarız. Hiç kimse Tanrı’yı görmedi, ama Tanrı olan biricik Oğul O’nu bize tanıtıyor. Oğul’u daha da yakından tanımak için özellikle Kutsal Kitap’ın İncil bölümünü çok okumalıyız. İncil’de İsa’nın nasıl yaşadığı, farklı olaylara nasıl tepki verdiği, insanlar hakkındaki düşünceleri, davranışları hakkında öğreniriz. Bu şekilde Tanrı sözüyle aydınlandıkça Kutsal Ruh bizi İsa’ya yönlendirir ve O’nun benzeyişine göre bizi değiştirir. O’nun düşüncesine sahip olmaya ve Mesih’in iyi, beğenilir, yetkin isteğini ayırt etmeye başlarız.

Rab İsa’ya iman etmiş, yeniden doğmuş ve günahlarımız bağışlanmış olsa da, bazı konulardaki düşüncelerimiz dünya insanlarına benzeyebilir . Çoğumuz belli konularda Tanrı’nın düşüncesiyle yenilenmemiş olabiliriz. Yenilenmediğimiz konularda büyüyemiyoruz, değişemiyoruz, Tanrı’nın yetkin, iyi ve beğenilir isteğini ayırt edemiyoruz ve hep çocuk gibi kalıyoruz demektir.

Rab’bin sözü üzerinde derin düşünen kişinin düşüncesi ise yenilenir ve O Mesih benzeyişinde değişip dönüşür, ruhsal bir yetişkin haline gelir..Tanrı’nın yetkin, iyi ve beğenilir isteğini ayırt ederek Rab’bin adını yüceltebilir..Kilisemizin ışık olması işte buna bağlıdır kardeşler..Rab dedi ki: Bende kalın, ben de sizde kalayım. Ateşe odun atılmadıkça ateş giderek ısısını kaybeder ve sonunda söner..Enerjinin, sıcaklığın devam etmesi için yakıt şarttır..Tanrı’nın sözü de bizim yüreğimizdeki Kutsal Ruh ateşinin yakıtıdır. Bu yüzden Kutsal Kitap okumaya günlük olarak zaman ayırın ve gerekirse bir okuma planı ile her gün Rab’bin sözünün ve Ruhu’nun yüreğinizde ve düşüncelerinizde işlemesine izin verin.Rab sözüne her şeyden çok değer verir. Sözünü her şeyin üzerinde tutar ve bu yüzden sözüne değer vereni de bereketleyecektir.