Bütün Bunların Anlamı Ne?

Ben kimim?
“Cengiz tüm hayatı boyunca çok çalıştı. Daha yeni emekli olmuştu ve beraber hayatın tadını çıkartacaktık. Ama şimdi öldü. Hayatın ne anlamı kaldı?”
“Dünyaya bir çocuk getirdik. Kendi bildiğini okuyor, hiç bir şey için teşekkür etmiyor – şimdi de polisle başı dertte. Bütün bunların anlamı ne?”
“İki yıldır evliyim. Kendi evimizi alabilmek için para biriktiriyorduk. Her şeyin iyi gittiğini sanıyordum ki, karım başka bir adamla kaçıp gitti. Bütün bunların anlamı ne?”
“Okulda çok çalıştım, diplomamı aldım, ama iş bulamıyorum. Yaşamın anlamı ne?”
“Bir çocuk yapmamız ancak sekiz yıl sonra gerçekleşti, ama şimdi bu küçük kızımız kanser. Yaşamın anlamı ne?”
“Hayat şartları böyle devam ederse zaten sonumuz yakın. Bütün bunların anlamı ne?”
“Sabah işe gidiyorum, eve geliyorum, yemek, uyku derken tekrar ertesi sabah işe. Hayat ne kadar sıkıcı! Yaşamın anlamı ne?”
“Yaşamın amacı ne? Ben neden buradayım? Bir Allah var mı, bize değer veriyor mu?”
Hayatta gerçek dışı ve hayal ürünü gibi görünen o kadar çok şey var ki, bir zaman gelir ve kendimize:
‘Ben kimim?
‘Yaşamın anlamı ne?
‘Neden buradayım?’ gibi sorular sorarız.
Kendimi o kadar küçük ve değersiz hissediyorum ki! Bir değerim var mı? Resmi kayıtlarda sadece bir rakam, milyonlara katılmış bir sayıyım. Nasıl önemli olabilirim ki?
Bazen aynaya baktığımda karşımda duran yabancıyı görünce korkuyorum, şaşırıyorum.
Yaşıyorum – öyle olmalı – işe gidiyorum, insanlarla konuşuyorum, yemek yiyorum, yatıyorum ve bir güzel uyuyorum. Sonra ertesi gün uyanıyorum. Her şey birden ne kadar anlamsız ve boş görünüyor. Zaman akıp gidiyor. Yaş günleri gelip geçiyor ve onca yılın nereye gittiğini düşünüyorum.
Bütün bunların arasında benim yerim nerede? Sanki yerimde sayıyorum.
Evren o kadar hızlı, sonsuz uzay o kadar korkutucu ki! Dünyamız bile, bizden milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki büyük galaksiler ve yıldızlar arasında ufacık bir nokta. Fakat bugün tüm insanlık tarihinde ilk kez dünyayı ve tüm içindekileri un ufak edebilecek kadar silah var. Bütün bunlar anlamsız bir şaka sanki.
Bir trafik kazasında ölen bir tanıdığın cenazesine gidiyoruz. Bir arkadaşımızın tam hayatının olgunluk döneminde kanser olduğunu öğreniyor ve ‘O ben olabilirdim’ diyoruz. Ölümden sonra bir şey var mı diye düşünmeye başlıyoruz. Yoksa ölüm bizim sonumuz mu?
Çoğu zaman bütün bu düşünceleri bir kenara itip hayatın sadece çekici taraflarına kaptırıyoruz kendimizi.
Ama buna rağmen korkularımız, acılarımız ve şüphelerimiz gitmeyecek ve beynimizin bir köşesinden bizi rahatsız etmeye devam edecektir.

a) Hayatın amacı ne?

‘Tek istediğim mutlu olmak. Bir evim, ailem, arkadaşlarım ve istediğim şeyleri istediğim zaman yapabilmek için param olduktan sonra hayat güzel. O zaman mutlu olurum.’
Ama kalbimizin derinliklerinde bunların hiç de tatmin edici şeyler olmadığını biliyoruz. Aklımızdan bu tür tatsızlıkları armaya çalışıyoruz. Gerçekleri göreceğimiz için kendimize asla yakından bakamıyor ve korkuyoruz. Ve böylece hayatımızın günleri, ayları, yılları biz fark etmeden geçip gidiyor.
Derken yaşam altüst oluyor. İşinizi kaybediyorsunuz. Önem verdiğiniz bir ilişki bozuluyor. Çok sevdiğiniz biri ölüyor ve dünya başınıza yıkılıyor.
‘Tanrım!’ diye haykırıyoruz. Ama bize değer veren ve dinleyen bir Tanrı’nın varlığından şüpheliyiz. Kendimizi yalnız ve boş hissediyoruz.
Aradığımız mutluluk bir sis bulutu gibi dağılıyor.
Bu kitapçık, Tanrı’nın var olduğunu, hayatın bir amacı olduğunu ve Tanrı’nın size gerçekten değer verdiğini bilesiniz diye yazıldı.