Bende Kalan Çok Meyve Verir

27 Ekim 2013

Rabbimiz İsa Mesih’in esenliği ve sevinci bugün hepinizi doldursun. Rab’be şükrolsun ki bize sözünü iletti ve dünyaya gelerek bize kendisini kanıttı. O’na yaklaşanlar sonsuz yaşam aldılar. İnsanlar Kıymetli ve kalıcı bir vaat aldıkları için çok şeylerini bırakıp Mesih’in ardından gittiler. Yaşamları gitgide nurlandı. Halk arasında bir deyim vardır: Dine kendini fazla kaptırma kafayı üşütürsün derler. Bu deyim başka asılsız inançlar için geçerlidir. Ama İsa Mesihi takip edenler için geçerli değildir.

Bugün Yuhanna İncili’ne bakacağız.

Yuhanna 15:1-17
“Ben gerçek asmayım ve Babam bağcıdır. Bende meyve vermeyen her çubuğu kesip atar, meyve veren her çubuğu ise daha çok meyve versin diye budayıp temizler. Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz. Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmazsa kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz. Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız. Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar. Eğer bende kalırsanız ve sözlerim sizde kalırsa, ne isterseniz dileyin, size verilecektir. Babam çok meyve vermenizle yüceltilir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz. “Baba’nın beni sevdiği gibi, ben de sizi sevdim. Benim sevgimde kalın. Eğer buyruklarımı yerine getirirseniz sevgimde kalırsınız, tıpkı benim de Babam’ın buyruklarını yerine getirdiğim ve sevgisinde kaldığım gibi… Bunları size, sevincim sizde olsun ve sevinciniz tamamlansın diye söyledim. Benim buyruğum şudur: Sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin. Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur. Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz. Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim. Çünkü Babam’dan bütün işittiklerimi size bildirdim. Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Baba’dan ne dilerseniz size versin. Size şu buyruğu veriyorum: Birbirinizi sevin!”

Burada İsa Mesih bir üzüm asmasını örnek veriyor. Bağcı Baba, kendisinin ise gerçek meyve veren asma olduğunu söylüyor. Asmanın en güzel ürünü vermesi için bağ sahibi en güzel çubuğu diker. Çiftçi o asmaya önem verir, emek verir ve mevsimi geldiğinde hayal ettiği ürünü alınca ve canı sevinir. Yüce Tanrı da bu günahlı ve acı meyve veren dünyaya en güzel asma çubuğunu gönderdi ( İsa Mesihi ) ve bizi O’na aşıladı, öyle ki biz O’nda meyve verelim.

Yeryüzünde Tanrı’nın yüreğini İsa Mesih’ten başka hiç kimse memnun edememiştir. Tarih boyunca Tanrı’nın yüreği İnsanoğlunun kötü amaçlarından dolayı acı ve elem duymuştur. İsa Mesih yeryüzünde kusursuz kutsal hayat yaşayarak Baba’yı yücelten tek kişidir. Bu nedenle “Ben gerçek asmayım” demiştir. “Bensiz Baba sizden razı olmaz, bundan dolayı bende kalın” demiştir. Tanrı bizi bunun için seçmiştir. O’nda duran kişi Tanrı’yı memnun edebilir. O’nda kalmak demek günahlı kişiliğimizden kalma meyveleri bırakıp O’nun sözlerine göre hareket etmektir.

Oğul tanrısal özyapıdan geliyordu, o yüzden dünyasal günahlı düşünceler O’nda yer bulamadı. Hep Baba’nın istediğini yaptı. Sevgi, bağışlama, alçak gönüllülük, doğruluk, şefkat, iyilik, esenlik, kutsallık meyveleri verdi.

İsa Mesih meyveli bir ağaçtı. İnsanlar İsa’yı işittikten sonra tövbe ediyorlardı çünkü Tanrı’nın sevgisi ve doğruluğu İsa’daydı. İsa “size söylediğim sözle temizsiniz” dedi. Artık biz Mesih’e iman eden bizler Tanrı çocuklarıyız. Bizim için tek şık İsa’ya geldikten sonra İsa’da durmak, asmaya aşılanan çubuk gibi O’na yapışmak. Ancak O’na aşılanırsak iyi meyve verebiliriz.

Bunu nasıl yapabiliriz. Duayla, tövbeyle ve yüreğimizde ve zihnimizde hep İsa olmasıyla. Yüreğimizin ilk yerinde İsa olmazsa O’na aşılanamayız. İsa bizi tam sevdi. Bizim de O’nu tam sevmemiz lazım. Yarım bir yürekle seversek bu yüreğimizin İsa’dan kayıp dünyadaki geçici şeyleri Rapten çok önem verip sevmemize sebep olur. Birçok imanlı Mesih’e tam aşılanmadıkları için yaşamları meyvesiz kaldı Rapten uzaklaştılar. İsa Mesih uyarıyor: “Bende kalın, sizde meyve yok. Bende kalın ki bendeki hayat, sevgi size aksın.”

İnsanlar sonsuz yaşamı ve yargılanmamayı arıyorsa İsa Mesih’e gitmelidir. Bizim Tanrı’yı memnun etmemiz için Oğlu İsa’ya gitmekten başka çaremiz yoktur. Biz O’nda kalırsak O da bizde kalacaktır. O’nda kalmayan çubuk gibi dışarı atılır ve yargıya müstahak olur. Özellikle bizler buna dikkat etmeliyiz İsa Mesih bile yüceliğini tahtını, krallık elbisesini bırakarak aramıza geldi. Kul özü alarak aramızda yaşadı öyle ki bizi kendisine çeksin. İlk insan olan Âdem soyunun benzerliğinde geldiği için bize “kardeşlerim” dedi. “Artık benim Babam sizin Babanızdır” dedi. Şükrolsun.

Bizi bir tek şey temizledi o da İsa’nın ağzından çıkan sözdür. Kilise fertleri olarak bizler hayatımızı İsa’ya tam sunmalıyız. Lut’un karısı kurtuluş sözüne tam yüreğini vermediği için bir günah şehri olan sodom ve gomora şehrinin çekiciliğine kapılıp geriye döndüğü için bedeni bir tuz direği oldu.

Bunu ciddiye almalıyız. İsa’ya yarım yürekle önem verdiğimiz zaman ruhsal olarak zaferde yürüyemeyiz. Bizler Tanrı’nın mirasçılarıyız, Tanrı’nın hazırladığı ebedi zenginliğin mirasçılarıyız. Tanrı’nın çocuklarıyız. İsa Mesih’in hazırladığı göksel mirasa ortağız. Bu nedenle hayatımızda ilk yeri Rab ’be vermeliyiz. Bu yiyip içmeyelim, zengin bir yaşam sürmeyelim demek değildir. Rab isterse böyle de yaşayabiliriz ama ilk yer Rab ’bin olmalıdır öyle ki fırtına geldiğinde yıkılmayalım. Dimdik duralım.

İsa bizi bizden daha çok sever. Bu yüzden Göksel Babamız dur dediği zaman durmayı ve yürü dediği zaman yürümeyi öğrenmeliyiz. İçimizdeki Kutsal Ruh’u dinlemeliyiz, öyle ki İsa’nın yoldaşı olalım.

İsa Mesih öğrencilerine “Baba beni ne kadar sevdiyse ben de sizi o kadar sevdim” diyor. Bu bizim için büyük bir umut kapısıdır. Baba Oğlu İsa’yı o kadar çok sevdi ki görünen, görünmeyen her ne varsa O’nun için ve O’nda yaratıldı. Her şey Oğul İsa aracılığıyla yaratıldı ve bütün yetki Oğul’a verildi. İsa da kendisinde kalanları Baba’nın kendisini sevdiği gibi seviyor, onlarda Ruhuyla kalmaya razı oluyor. Bizden de O’nun bizi sevdiği gibi birbirimizi sevmemizi istiyor.

Baba’nın İsa’yı sevmesi, İsa’nın bizi Baba’nın kendisini sevdiği kadar sevmesi ve bizim birbirimiz İsa’nın bizi sevdiği kadar sevmemiz. İşte bu üç temel kuralın önemi ne kadar büyüktür.

Tanrısal sevginin ve birliğin tamamlanması olmadan kilise Baba’nın istediği gibi olmaz. Özürlü bir kilise olur. Babanın kusurlarımızı temizlemesine fırsat vermeliyiz. Baba meyve vermemiz için bizi incitmeden budar. Baba’nın amacı bizi kırmak değil kutsal yaşam yaşayıp Ruhun meyvelerini vermemizi istemesidir. Babanın istediği yaşam şekli galatyalılar mektubunda bize bildirilmiştir.

Gal 5: 23 -25
Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. Mesih İsa’ya ait olanlar, benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir. Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruh’un izinde yürüyelim.

İşte sevgili kardeşler Tanrının Ruhunun izinde yürüyelim diye, Tanrımız bizi Tamamen Ruha itaat ederek yaşayan ve kendisini hoşnut eden Oğluna bizi imanla aşıladı. Bu nedenle Rab İsa’da yaşayalım ki ebedi yaşamımız olsun ve Tanrı bizden hoşnut olsun. Rabin sevinci ve esenliği sizde kalsın.

Dirisu Kilisesi

Bedri Peker

Tanrı’ya Yaklaşın, O da Size Yaklaşacaktır

20 Ekim 2013

Tanrı’nın yüreğinden kopup gelen bir feryat var. Ve bu feryat her gün bizim yüreğimizde hiç durmadan çınlayıp duruyor.. Bu feryat şudur: “Benim varlığım, huzurum olmaksızın niçin tatmin olmaktasınız; benimle yakın ve içten bir ilişki varken neden benden uzaksınız?

Yakup 4:8’de tüm insanlığa yapılan en büyük davet vardır: “Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır.” Bir an bunu düşünelim: Evrenin, yeryüzünün, içinde yaşayan her şeyin, meleklerin vs. yaratıcısı bizim varlığımızı talep ediyor ve bizimle yakın ve içte bir ilişki kurmayı arzuluyor. Bu Tanrı’nın değişmeyen arzusudur. Davet eden kendisidir ve çocuklarının O’nu tanımasını ister.İnsan günah düştüğünden beri bu yakın ilişkiye giden yolu açmak binlerce yıla ve hem insanlığın hem de Tanrı’nın ödediği büyük bedellere mal oldu.

Adem Rab’bi açıkça tanıyordu; ama günahtan ötürü veya itaatsizlik yüzünden Tanrı’nın yüceliğinden uzaklaştı ve onun yazgısını tüm insanlar paylaştı. Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. O’nun yüceliğinden yoksun kalmak, O’nunla olması gerektiği gibi bir ilişki kuramamamız demektir. Artık insanlar Âdem’in Tanrı’yı ilk başta gördüğü gibi göremez ve tanıyamaz oldular. O’na yaklaşmaktan acizdik.

Yeremya 30:21’de
Kim canı pahasına yaklaşabilir bana? diyor RAB,

Gene Yas.4:24’te
“Tanrınız RAB yakıp yok eden bir ateştir; kıskanç bir Tanrı’dır.”

Görüyoruz ki, Günahkar, tövbe edip lütuf bulmamış bir canın Tanrı’ya yaklaşması olanaksızdır..İnsan Tanrı’ya yaklaştığını sanabilir, ama O’nu olduğu gibi gören kişiler durumlarının ne korkunç olduğunu fark ediyorlar..Örneğin Yeşaya görkemli Rab’bi bir görümde tahtıhda gördüğü zaman “Vay başıma! Mahvoldum” dedim, “Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kral’ı, Her Şeye Egemen RAB’bi gözlerimle gördüm’ dedi. ..İşte Tanrımızın kutsallığı önünde günahlı insanın durumu budur.

Buna karşın göksel Babamız büyük bir tutkuyla ve şefkatle bizi bu korkunç ayrılıktan kurtarmak istedi. Bunun için sevgili Oğlu İsa’yı gönderdi. Rab İsa başlangıçtan beri gökteki Baba ile birlikteydi. Tanrı İsa’yı Rab olarak kabul ettiğimizde bizi karanlıktan özgürlüğe kavuşturmak amacıyla günahın cezasının bedelini ödesin diye insan oldu. Ve artık İsa Mesih’le birlikte O’nu her bakımdan tanımamız için kapı açılmıştır. Çünkü;

Yuhanna 1:18
“Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı”

Ancak Tanrı’yla insanın bu yeniden birleşmesi ne yeterince duyurulmakta ne de tüm doluluğuyla yaşanmaktadır. Günah ve ölümden özgür olmaya vurgu yapmamıza karşın özgürlüğe kavuşmuş herkesi bekleyen yakın ve içten paydaşlığı duyurmak da önemlidir. Tanrı’yı yakından ve içten tanımanın güzelliğini kaçıran birçok kişinin bu gerçeği göz ardı etmesi oldukça pahalıya mal olmakta, hatta felakete yol açmaktadır. İmanın zayıflaması, sevginin soğuması bu ilişkiden yoksunlukta ileri gelir..Bu trajediye benzer bir paralelliği Eski Antlaşma’da İsrail halkının yaşamında görmekteyiz.

FARKLI İKİ GÜDÜ

Musa ile İsrail halkının takındığı tutumlar ile sergiledikleri davranış biçimleri arasında şaşırtıcı bir farklılık var. Mısır’dan Çıkış ağır ve zor koşullar altında yaşayan bir kölelik altında acı çeken İbrahim soyundan söz ederek başlar. 400 yıl boyunca Mısır’da yaşadılar. Başlangıçta Mısırlı yetkililerden gördükleri iyiliklerden zevk alıyorlardı, ama çok geçmeden köle oldular ve kötü davranışlara maruz kaldılar. Büyük acıları ve derin sıkıntıları içinde özgürlük için Tanrı’ya yakarmaya başladılar.

Rab ettikleri duaları işitip harekete geçti ve kendilerine Kurtarıcı Musa’yı gönderdi. Bir İbrani olarak doğmasına rağmen, Firavun’un evinde bir prens olarak yetişti..O dönemin en güçlü önderinin sarayında en ayrıcalıklı konuma sahip biri oldu. Ama Mısır’ın güçlü prensi olmasına rağmen soydaşlarının durumu onun yüreğine dokundu, kardeşlerinden birini savunurken bir Mısırlı’yı öldürünce çöle kaçtı. Ancak yıllar sonra Tanrı sözü ve gücü aracılığıyla İsrail’i kurtarmak için geri döndü.

İsrail halkının Mısırlılar tarafından nasıl zalimce kullanıldıklarını ve kötü muamele gördüklerini hayal etmek kolay değil..Sırtları firavunun görevlileri tarafından kırbaçlarla yara bere içinde kalıyordu; derme çatma evlerde yaşıyorlardı, Mısırlılar’dan arta kalanlarla karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı. Mısırlı efendilerinin mal varlığını artırmak için gece gündün köle olarak çalışıyorlardı, gelecekte bir mirasa kavuşma umutları da yoktu. Firavunun fermanıyla öldürülen binlerce bebeklerinin yasıyla ağlıyorlardı. Ne keder!

Ancak Mısır’dan çıkınca böylesine büyük bir zulüm altında acı çekmelerine rağmen yaşadıklarını çarçabuk unuttular. Mısır’dan kurtulduktan sonra bile bazı şeyler yolunda gitmemeye başlar başlamaz; Mısır’dan çıktıklarına pişman oldular.

Çölde Sayım 14. bölümde 1-4.ayetlerde şöyle der:
O gece bütün topluluk yüksek sesle bağrışıp ağladı. Bütün İsrail halkı Musa’yla Harun’a karşı söylenmeye başladı. Onlara, “Keşke Mısır’da ya da bu çölde ölseydik!” dediler, “RAB neden bizi bu ülkeye götürüyor? Kılıçtan geçirilelim diye mi? Karılarımız, çocuklarımız tutsak edilecek. Mısır’a dönmek bizim için daha iyi değil mi?”Sonra birbirlerine, “Kendimize bir önder seçip Mısır’a dönelim” dediler.

Ama Musa onlar gibi davranmadı; halbuki Mısır’da durumu iyi olan biri varsa o da Musa’ydı!!Aslında dünyada kimsenin durumu Musa’dan daha iyi olamazdı! Musa dünyanın en varlıklı adamı tarafından Mısır’da bir Yahudi olduğu halde büyütüldü, en güzel yerlerde yaşadı, en iyi şeyleri yedi, içti, en iyi şeyleri giydi ve en iyi öğretmenler tarafından eğitildi!! Hizmetkârları onun her isteğini karşılardı, her ihtiyacı yerine gelirdi. Çünkü büyük bir mirasa sahipti.. Ama o tüm bunları geride bırakmayı seçti, ve İsrail halkının tersine ne geriye baktı ne de geride bıraktığı şeyleri özledi.

İsrail halkının Mısır’da özleyecekleri bir şey yokken Mısır’ı özlediler, Musa’nın ise özleyeceği çok şey olmasına rağmen Mısır’ı özlemedi.

Ne büyük bir fark ve tezat? Peki bu farkı yaratan neydi? Musa çölde Tanrı’yla yüzleşmişti. Yanan ama tükenmeye çalıyı görmüş ve ona yaklaşmıştı. Sina’da yanan çalıda İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrısı’yla buluştu ve O’nu adıyla tanıdı! Tanrı’yı tanımak Musa’daki bu büyük farkı yarattı.

Size bir soru sorayım: Musa, İsrail halkı Mısır’dan çıkardıktan sonra nereye götürdü? Hemen vaat edilmiş topraklara mı? Ama dikkat edersek ilk hedefleri orası değildir. İlk olarak Sina Dağı’na yöneldiler, çünkü Tanrı Firavun’a “Halkımı salıver, çölde bana tapsınlar” diyor. “Halkımı salıver, vaat edilen topraklarını miras alsınlar “ dememiştir. Musa halkı vaadin kendisinden önce , Vaat Eden’e götürmeliydi. Kendisine Sina Dağı’nda görünen Tanrı’yı İsrail halkına da tanıtması gerekiyordu. Vaat edeni tanımadan önce sadece vaatlerin kendisi anlamsızdır.. Tanrı, halkını Sina Dağı’na götürmeden direk vaat edilmiş topraklara götürseydi ne olacaktı? Bunun anlamı Tanrı’nın kendisinin önemsiz, esasen vaatlerin önemli olduğu anlamına gelecekti. Vaadi kim verirse versin önemli değil, önemli olan ne vaat edildiği olacaktı. Hâlbuki Tanrı her şeyden daha çok tapınılmaya layıktır. Kurtuluşumuzun amacı öncelikle Tanrı’ya yaklaşarak O’na tapınmamızdır…

Rab İsa Mesih’in gerçekte kim olduğu, bizim için neler vaat ettiğinden daha önemlidir. Bizim odağımız İsa Mesih’tir, O’nun bize vereceği ödüller ya da armağanlar ikinci sıradadır. Tanrı’ya Tanrı olduğu için sevinçli bir karşılık vermeli ve itaat etmeliyiz. Yoksa kilise içinde öncelikle kendi çıkarları için hizmet etmeye önem veren insanlar ortaya çıkar. Bu durum bir adamla parası için evlenen bir kadına benzetilebilir; kadının asıl içgüdüsü kocasını olduğu gibi tanımaktan çok, kendisi için neler yapabileceğidir. Belli bir orandan kocasını sevebilir, ama tamamen yanlış nedenler için sever. Ve böyle bir sevgi streslere, zorlamalara dayanamaz ve kırılır. Mesih’in gelini olan kilise ile Mesih arasındaki ilişki böyle olmamalıdır. Mesih kendisini bizler için feda ederek kiliseyi canı pahasına sevdiğini kanıtladı, ama kilisenin sevgisi ne durumda?

Tanrı’yla yakın ilişkiyi ihmal edecek derecede sadece bereketlerine vurgu yapılırsa, Tanrı’ya Tanrı olduğu, yani kimliği için değil, Tanrı’dan bir şeyler almak amacıyla gelen öğrenciler veya izleyiciler ortaya çıkar. Tanrı dünyadaki istekler için sadece bir başvuru merkezi haline gelebilir. Hâlbuki Tanrımız öylesine harika ve eşsizdir ki, hiçbir şeyle ve kimseyle O’nu karşılaştıramayız. Musa’nın deneyim ettiği gibi Tanrı’yla yüz yüze geldiğimizde tüm vaatler yerli yerine oturur. Tanrı, vereceği bereketlerden daha harikadır. Zaten Tanrı olmazsa bereketler de anlamsızdır.

Tanrı İsrail halkı kendisini tanısın ve sevsin diye özgür kıldı. Kendisini onlara yaklaştırmak istedi. Tanrı eski antlaşma kitabında halkına şöyle sesleniyor; Çık. 19:4 Mısırlılar’a ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz.

Ama buna rağmen Tanrı’nın onlar için öngördüğü planı kaçırdılar. Fakat Tanrı’nın kendi halkıyla yakın ve içten bir ilişki kurma özlemi asla azalmamış ve değişmemiştir, çünkü bu özlemi kendi sözünde sürekli olarak görülmektedir ve Pavlus’un duasında görünür:

Efesliler 1:17
“Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı, yüce Baba, kendisini tanımanız için size bilgelik ve vahiy ruhunu versin diye dua ediyorum”

Tanrı yakın ve içten ilişki kurma tutkusunu halkına aşılamak istiyor. Tanrımız canlı ve sıcak bir iletişim kurmamızı istiyor..Tanrı her yeniden doğan çocuğunun O’nu derinden ve yakın bir şekilde tanımasını arzu eder! Bu bizi heyecanlandırmalıdır! Bizler yüreği çocukları için sızlayan Babamız yaşayan Tanrı’ya hizmet ediyoruz. O karşılıklı iletişimi arzular. Pavlus Korint’te imanlılara şöyle demiştir.

1.Koritliler 12:2-3
“Biliyorsunuz, putperestken şöyle ya da böyle saptırılıp dilsiz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz.”

Burada Pavlus gerçek Tanrı ile putlar arasındaki ana farklılıklardan birine işaret eder..Putlar dilsizdir, halbuki yaşayan Tanrı konuşur!

Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın insanlarla nasıl konuştuğuna dair bazı örnekler var..O zaman birinci olarak Tanrı’nın Musa’ya nasıl konuştuğuna bir bakalım:

Çıkış 3:1- 4
“Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horev’e vardı.

Çıkış 3:2
RAB’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor.

Çıkış 3:3
“Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!”

Çıkış 3:4
RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, “Musa, Musa!” diye seslendi. Musa, “Buyur!” diye yanıtladı.

Burada Musa kayınbabasının sürüsünü giderken baktı ve RAB yanan ama tükenmeyen bir çalıdan yükselen alevlerin içinden ona göründü. Yani Musa’nın dikkatini çekti ve Musa gördüğü varlığa uygun karşılık verdi, “Gidip bir bakayım” dedi. Ve RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce “Musa!” diye seslendi. Musa uygun bir karşılık vermeseydi, aleve yaklaşmasaydı RAB uzaktan ona seslenecek miydi? Bence seslenmezdi. Tanrı Musa’ya koyunları ağıla koyduktan sonra nispeten daha rahat bir zamanında görünmedi. Aslında Musa için uygun olmayan bir zamanda göründü. Musa ”Sürüden uzaklaşırsam koyunlar her tarafa dağılabilir, sürüyü toplamak saatlerimi alacak” diye düşünebilir ve çalıya hiç yaklaşmayabilirdi, ama o zaman Rab ona konuşmazdı.

Şimdi de 2. örnek olarak Samuel’e bir bakalım. 1.Samuel 3. bölümdeki o hikayeyi hepimiz biliyoruz. Annesi tarafından RAB’be adanan Samuel bir gece yatağına uzandığında RAB ona Samuel, Samuel diye sesleniyor, Samuel kahin Eli’nin kendisini çağırdığını düşünerek onun yanına gider ve bu olay üç kez tekrarlanır! Ve en sonunda kahin Eli’nin öğüdüyle Samuel, “Konuş kulun dinliyor” deyince RAB kendisini tanıttı ve gelecekle ilgili bilgi verdi. Tanrı farklı bir şey yapabilirdi, “Samuel boşuna yorulma, seninle konuşmak isteyen Eli değil, Ben RAB’bim” diyebilirdi..Ancak Samuel uygun bir karşılık vermeliydi ve bunun yolunu kahin Eli’den öğrendi..”Buyur, kulun dinliyor” dedi..Tanrımız dikkatimizi çeker, ama konuşmak için bizim yüreğimiz hazır olmalı ve uygun bir karşılık vermeye istekli olmalıyız..Tanrı’yı aramakta, O’na yaklaşmakta ve dinlemekte arzulu ve gayretli olmalıyız. Tanrı dikkatimizi çektiğinde fırsat kaçırmak kederli bir olaydır. Tanrı’nın bu yöntemini Yeni Antlaşma’da da görüyoruz.

Üçüncü örnek olarak İsa Mesih’i vermek istiyorum.İsa beş bin kişiyi beş ekmek ve iki balıkla doyurduktan sonra öğrencilerinin kayığa binip karşı yakaya geçmesini istedi. O da dua etmek için dağa çıktı. Sonrasını Markos 6:47-48’den okuyalım: Akşam olduğunda, tekne gölün ortasına varmıştı. Yalnız başına karada kalan İsa, öğrencilerinin kürek çekmekte çok zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçip gidecekti.

Buradaki “Yanlarından geçip gidecekti” ifadesine dikkat edelim..Buna daha önce dikkat etmiş miydiniz? Yani İsa, öğrencilerin durumunu, dalgalarda kürek çekmekte zorlandıklarını görmesine ve onlara yaklaşmasına rağmen “yanlarından geçip gitme niyetindeydi.” Ama İsa’yı görünce bağrıştılar ve İsa onlara “Cesur olun, korkmayın” diye seslendi. Matta İncili’nde Petrus’un da İsa’nın buyruğu üzerine tekneden indiğini ve ona doğru yürüdüğünü okuyoruz..Sonra İsa tekneye binip onlara katılınca fırtına dindi.

Yani burada İsa’ya bağrışıp seslenmeseydi, O yürümeye devam edecekti..Onlara yakın bir noktadan geçip önce dikkatlerini çekti ve yakınlarda olduğunu onlara gösterdi ve kendisini çağırmalarını bekledi. Aksi halde onlarla zorla gitmeye çalışmayacaktı.

Bu örneklerden de gördüğümüz gibi Tanrı dikkatimizi çekerek bize doğru bir adım atıyor ve O’na uygun karşılığı verip O’nu çağırırsak ve O’na yaklaşırsak bize daha çok yaklaşacaktır. O’na uygun karşılık vermediğimiz zaman zorla içeri girmeyecek. Yani Rab bizim O’na acıkmamızı, O’na yaklaşmamızı, O’nu aramamızı ister..O’na yakarmamızı ister..Çünkü O zaman O’nun yüreğimize fısıldadığını ve bize açıkça konuştuğunu duyacağız.

Sevgili kardeşler, Tanrımızın sevgili dolu yüreğinden akıp gelen tutkulu bir arzu bizimle derinden ilişki kurmak ve bize konuşmaktır.. Tanrı halkına konuşur ve onları yönlendirmek ister. Eğer Tanrı bugün dikkatimizi çekiyorsa, bize bazı işaretler veriyorsa ki her zaman bunu yapıyor, o zaman O’na doğru bir adım atıp uygun bir karşılık verelim..O zaman “Tanrı’ya yaklaşın; O da size yaklaşacaktır” vaadinin ne kadar doğru olduğunu deneyim edeceğiz. Çünkü Tanrı’nın sözünde bunu vaat etmektedir.

Bazı teşvik ayetleri:

Mez.73:28
Bedenim ve yüreğim tükenebilir, Ama Tanrı yüreğimde güç, Bana düşen paydır sonsuza dek. Kuşkusuz yok olacak senden uzak duranlar, Ortadan kaldıracaksın sana vefasızlık edenleri. Ama benim için en iyisi Tanrı’ya yakın olmaktır. Ondan uzak duranlar yok olacak, ama O’na yaklaşanlar merhamet bulacaktır…

Mez. 145:18
RAB kendisine yakaran, İçtenlikle yakaran herkese yakındır. Rab kendisine yakaranlara yaklaşır.

Yşa. 55:6’da
Bulma fırsatı varken RAB’bi arayın, Yakındayken O’na yakarın. Kötü kişi yolunu, Fesatçı düşüncelerini bıraksın; RAB’be dönsün, merhamet bulur, Tanrımız’a dönsün, bol bol bağışlanır. Rab’be yaklaşan kişi, bağışlanır.

Günahlarımızdan dönerek Rab İsa’yı yüreğimize kabul eden bizler için Kapı açılmıştır.. İbraniler 10:19’da bize şöyle sesleniyor: “Ey kardeşler, İsa’nın kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır.”

Öyleyse büyük cesaretle bu kapıdan geçip Tanrı’yla daha derin bir ilişki kurmayı amaç edinelim ki iman yolculuğumuzda bilinçli ve uyanık olalım kardeşler..Tanrı’ya ilişkimiz sığ ise sersemleşir ve dünyanın tuzaklarına karşı savunmasız oluruz. Rab hepimizi esirgesin.

Dirisu Kilisesi

Alper Özharar

İsa Mesih Kurban Kuzusudur

13 Ekim 2013

Bütün esenliğin kaynağı olan Rab İsa Mesih’te size selamet olsun. O yaşam veren Rab’dir. Bize sonsuz yaşam sağlayan Rab’be şükrediyoruz.

Hepimizin bildiği gibi Allah bizim için öz Oğlu’nu kurban olarak verdi. Rab’bin bu değerli Kurban’ı hazırlamasındaki amacı neydi? Kurbanın anlamı Allah’ın bize verdiği değerin, kıymetin, sevginin özüdür. Kurban sevginin bir ürünüdür. Rab bizi sonsuz bir sevgiyle sevdiği için bu kurbanı sağladı.

Romalılar 3:23-26
Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa’ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.

Rab Adem’i kendi kutsal benzeyişinde yarattı. Adem günah nedir bilmiyordu. Rab’bin huzurunda sevinçle duruyordu. Bir süre sonra aldandı ve günah işledi. İyiyi ve kötüyü bilmeye başladığında acı çekti. Rab derin sevgisinden kimsenin helak olmasını istemediğinden Ademle havanın günahını örtsün diye ilk kurbanı kendisi sağladı ve koyun derisiyle onları örttü. Tanrı hiçbir devirde kendini tanıksız bırakmadı. Habil en güzel hayvanlarını Rab’be kurban olarak sunuyordu. Mısırda da Rab halkıyla ilgilendi. Kutsal Kitap boyunca Rab bizimle ilgilenmiş, bizi bırakmamıştır. Peki, günahtan nefret eden Tanrı bizi yok edemez miydi? Elbette edebilirdi ama etmedi çünkü bizi çok sevdi.

Mesih gelene kadar insanları kendi düşkün haline bırakmamak amacıyla, herkesin günlük günahları için kendi gücüne göre hayvanlar kesmesini emretti. Ancak hayvan kanı günahları sadece yüzeysel ve geçici olarak temizler. Önemli olan günahın temelidir. Rab peygamberlerin aracılığıyla kurtuluşun nasıl olması gerektiğini, adaletini, kutsallığını anlattı. Bize günden güne merhamet etti ve sabretti. Bu sayede biz ölmedik ve yaşadık.

Romalılar 6:5-11
Eğer O’nunkine benzer bir ölümde O’nunla birleştiysek, O’nunkine benzer bir dirilişte de O’nunla birleşeceğiz. Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaradılışımızın Mesih’le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz. Çünkü ölmüş kişi günahtan özgür kılınmıştır. Mesih’le birlikte ölmüşsek, O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. Çünkü Mesih’in ölümden dirilmiş olduğunu ve bir daha ölmeyeceğini, ölümün artık O’nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliyoruz. O’nun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Sürmekte olduğu yaşamı ise Tanrı için sürmektedir. Siz de böylece kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsa’da Tanrı karşısında diri sayın.

Eğer İsa Mesih’ten gelen iman Kutsamasını kendimize yaşam edindiysek O’nun ( İsa Mesih’in ) dirildiği gibi biz de dirileceğiz. Mesih İsa’nın ruhundan doğmuş, O’nun Kutsal Ruhu ’nu almış olan kişinin Mesih’in gelişinde bir göz kırpmasıyla dönüştürüleceğine ve sonsuza dek O’nun yanında teselli edileceğine iman ediyoruz.

İki tür kurban vardır: Birincisi Allah’ın kurbanı, ikincisi insanların kurbanı. İçinde yaşadığımız toplumdaki Ademden gelen sevgili kardeşlerimiz bir yerden emir aldılar ve bu emir uyarınca kendi emek ve cabaları ile Tanrı’ya makbul olmaya çalışınca sürçtüler. Tanrı’nın lütfundan uzaklaştılar. Tanrı bilgisiyle yaşamadıkları için yanlış şeyler, yanlış yollar seçtiler ve Tanrı’yı üzdüler.

Kutsal Kitabımız insan sözü değil tanrısal sözdür. Rab ’bin Ruhu peygamberlerin içine bizzat girerek bu sözleri yazılmıştır, insan sözü değildir.

Habil’den sonra insanlar bilmedikleri ilahlara kurbanlar kesmeye başladılar. İnsanlar buradan putlara tapmaya, oradan da bağışlanmak için ilk oğullarını kurban etmeye kadar gittiler. İnsanlar Rab’den uzaklaştıkça Tanrı’nın gözünde daha iğrenç, iyice alçak şeyler yapmaya başladılar. Çünkü Rab’bin yüceliğinden nefret ettiler. Levililer 18’de bunlara bazı örnekler görebiliriz. Rab en günahkâr insandan bile nefret etmez ama ondaki günahtan nefret eder.

Yuhanna 3:16-19
“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adına iman etmemiştir. Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü.

İsa Mesih Dünyanın günahını kaldırmak için kurban olmadan önce Rab Yahya peygambere kadar insanların tövbeleri için hayvan kanı geçerliliğini kabul etti. Ancak hayvan kanı insan günahını asla ortadan kaldıramazdı yalnızca yüzeysel olarak örtüyordu. Bu uygulama Rab’bin yasası uyarınca yapılıyordu. Bu yasa İbrahim’den itibaren başladı. Bu yasaya uygun olmayan şekilde sunulan bütün kurbanlar aslında cinlere sunulmaktadır.

Oysa kurbanın anlamı canımızın fidyesi demektir. Hiçbir hayvan kurbanı asla insandaki bir yalanı bile silemez. Allah’ın Kutsalı İsa Mesih’e iman edense günahın kudretinden sonsuza dek kurtulur. Gerçek kurban budur. Yani İsa Mesih’tir. Mesih’in kanı her günahımızı temizler.

1.Korintliler 10:14-21
Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının.Aklı başında insanlarla konuşur gibi konuşuyorum. Söylediklerimi kendiniz tartın. Tanrı’ya şükrettiğimiz şükran kâsesiyle Mesih’in kanına paydaş olmuyor muyuz? Bölüp yediğimiz ekmekle Mesih’in bedenine paydaş olmuyor muyuz? Ekmek bir olduğu gibi, biz de çok olduğumuz halde bir bedeniz. Çünkü hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz. İsrail halkına bakın; kurban etini yiyenler sunağa paydaş değil midir? Öyleyse ne demek istiyorum? Puta sunulan kurban etinin bir özelliği mi var? Ya da putun bir önemi mi var? Hayır, yok! Dediğim şu: Putperestler kurbanlarını Tanrı’ya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olmanızı istemem. Hem Rab’bin, hem cinlerin kâsesinden içemezsiniz; hem Rab’bin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız.

Bunları söyleyen Pavlus’un ağzından Kutsal Ruh’tur. Rab İsa Mesih’te tek Allah’ımız vardır ve biz O’ndan başkasını tanımıyoruz.

Şunu hatırlatmak istiyorum. Biz kimseden farklı ya da üstün değiliz. Rab’bin lütfu sayesinde bu bilgilere sahibiz. Biz diğer dindeki kardeşlerimizi yargılamıyoruz çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ancak böyle kurbanlar Mesih karşıtıdır. Kelam neden beden aldı? Günahlarımızın Mesih’in çarmıhtaki ölümü sayesinde ödenip, Baba’nın ilahi doğasına aşılanalım diye.

Elçilerin İşleri 17:23-24
Ben çevrede dolaşırken, tapındığınız yerleri incelerken üzerinde, BİLİNMEYEN TANRI’YA diye yazılmış bir sunağa bile rastladım. Sizin bilmeden tapındığınız bu Tanrı’yı ben size tanıtayım. Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Tanrı, elle yapılmış tapınaklarda oturmaz.

Komşularınız size böyle bir kurban eti sunarlarsa onlara sevgiyle bilgilendirin. Sevgi her şeye katlanır. Belki Rab onlara konuşur.

Efesliler 1:3-8
Bizi Mesih’te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’ya övgüler olsun. O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlu’nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. Tam bir bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı lütfunun zenginliği sayesinde Mesih’in kanı aracılığıyla Mesih’te kurtuluşa, suçlarımızın bağışlanmasına kavuştuk.

Sevgi haksızlığa sevinmez. Her günah Tanrı’ya karşı bir haksızlıktır. Mesih sevgilimiz olsun. Baba bize biricik Oğlu’nu verdi biz de O’nu sevelim. Rab’bin kilisesi olarak Kutsal Tanrı tarafından seçilmiş ve çağrılmış bir halkız. Bunun değerini bilelim. Rab sizi bereketlesin ve kutsasın.

Dirisu Kilisesi

Adem Baytekin

Göklerde Sonsuzlarca Yaşayacağımız Bir Evimiz Vardır

06 Ekim 2013

İsa yeryüzüne geldiğinde öğrencilerine hep göklerin egemenliğini anlattı. Öğrencilerinin yüreğini bu istekle doldurdu. Her zaman gökteki Baba’mın isteğini yaparım dediği gibi onları da bu konuda isteklendirdi.

Babamız sizinle ilgilenir, ihtiyaçlarınızı bilir. Yeryüzü geçicidir ama gökteki egemenlik asla son bulmayacaktır. Peygamberler bile gökteki egemenliği sınırlı olarak biliyorlardı. Bu yüzden Tanrı’nın yüce zenginliğini sınırlı anlattılar. İsa ise Göklerin krallığı hakkında net ve acık konuşuyordu; “çünkü ben gökten geldim” diyordu. Bu bahsettiği egemenlik sıradan bir haber değildir. Göklerin egemenliğinde hastalık, üzüntü, günah vs. yoktur; sonsuz yaşam vardır. Bu yüzden bizler de yeryüzündeki şeylerin değil, asıl göksel şeylerin peşinden koşalım. Tanrının sözünde yazılıdır eğer yalnız bu dünyadaki yaşam kalitemiz için İsa’ya iman etiksek çok zavallı insanlarız! Bir gün Rab İsa’nın yanına gelen elçiler senin adında hastaları iyileştirdik cinler dahi bize itaat ediyor dediklerinde. İsa Mesih onlara cinler size itaat ediyor diye sevinmeyin esas isimleriniz gökte sonsuz yaşam kitabına yazıldığı için sevinin dedi. İşte bizim asıl sevinmemiz gereken nokta budur.

2. Korintliler 4:13-18
“İman ettim, bu nedenle konuştum” diye yazılmıştır. Aynı iman ruhuna sahip olarak biz de iman ediyor ve bu nedenle konuşuyoruz. Çünkü Rab İsa’yı dirilten Tanrı’nın, bizi de İsa’yla diriltip sizinle birlikte kendi önüne çıkaracağını biliyoruz. Bütün bunlar sizin yararınızadır. Böylelikle Tanrı’nın lütfu çoğalıp daha çok insana ulaştıkça, Tanrı’nın yüceliği için şükran da artsın. Bu nedenle cesaretimizi yitirmeyiz. Her ne kadar dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor. Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır.

2.Korintliler 5:1-10
Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrı’nın bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır. Şimdiyse göksel evimizi giyinmeyi özleyerek inliyoruz. Onu giyinirsek çıplak kalmayız. Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun. Bizleri tam bu amaç için hazırlamış ve güvence olarak bize Ruh’u vermiş olan Tanrı’dır. Bu nedenle her zaman cesaretimiz vardır. Şunu biliyoruz ki, bu bedende yaşadıkça Rab’den uzaktayız. Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşarız. Cesaretimiz vardır diyorum ve bedenden uzakta, Rab’bin yanında olmayı yeğleriz. Bunun için, ister bedende yaşayalım ister bedenden uzak olalım, amacımız Rab’bi hoşnut etmektir. Çünkü bedende yaşarken gerek iyi gerek kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimiz Mesih’in yargı kürsüsü önüne çıkmak zorundayız.

2.Korintliler 4:14
Çünkü Rab İsa’yı dirilten Tanrı’nın, bizi de İsa’yla diriltip sizinle birlikte kendi önüne çıkaracağını biliyoruz.

Pavlus Korint Kilisesine Mesih’e olan imana dayanarak Tanrının Kendisini ve korint kilisesindeki kardeşleri İsa’daki dirişle birlikte diriltip hep birlikte olarak kendi önüne çıkaracağından emindir. Tanrının lütfundan dolayı bu diriliş haberi başka birçok insana ulaştıkça onlarda bu imana dayalı dirilişe kavuşacaktır. Ve bundan dolayı Tanrının adı onurlanacaktır. Mesih’teki haberi duyan ve kabul eden herkes dirilişe kavuşacaktır. Bu haberi işiten kim olursa olsun Mesih’i kabul ettiği sürece Mesih’in dirilişine ortak olacaktır.

2.Korintliler 4:17-18
Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır.

Pavlus iman hayatında yaşadığı zorluklara rağmen cesaretini kaybetmedi. Dayak yedi, ölümüne hırpalandı, aç kaldı, tehdit edildi; İncili yaymak için tehlikeli yolculuklar yaptı ama tüm bunlara rağmen cesaretini yitirmedi. Dış varlığı sıkıntıya girse de ruhsal varlığındaki ümide kıyasla bu sıkıntıların çok zayıf kaldığını kiliseyle paylaştı.

Kutsal Ruh onu günden güne güçlendirdi. Dış adam zayıflarken ruhani adamı güçleniyordu. Dünyada böyle sıkıntılar olacaktır. Pavlus da bu sıkıntıları hep Tanrı’ya bıraktı, böylece daha güçlendi. Peki, biz ne durumdayız? Sıkıntılarda Tanrı’ya isyan ediyor muyuz, O’nu suçluyor muyuz? Başımıza bunlar neden geldi diye söyleniyor muyuz? Kendimizi bu konuda kutsal kitabın ışığında sorguluya biliriz.

Ancak Mesih’in sadık takipçileri gibi Mesih’le birlikte olduğumuz zaman.

Tanrı’ya onur verebiliriz. Sıkıntı içinde zafer kazanmamız çok önemli bir eylemdir. Tanrı’nın önünde makbul bir adımdır. Pavlus “Bu kadar hizmet ediyorum, başıma gelenlere bak” diyebilirdi ama o sadece İsa Mesih’in tarif ettiği yere baktı. İsa’nın da aynı şeyleri yaşadığını unutmayalım. Hedefimiz ve yaşama amacımız yalnız bu dünyadaki yaşamsa söyleniriz, başkalarını kıskanırız, mutsuz oluruz. Hedefimiz gökyüzündeki krallık olursa Zaferli çıkarız. Çünkü yeryüzünde yaşadıklarımız geçici Tanrı’nın vaadiyse sonsuza dek kalıcıdır.

2.Korintliler 5:1
Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrı’nın bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır.

Pavlus şimdiki yaşantımızı bir çadıra benzetiyor. Çadır geçici bir barınma yeridir. Çadırda ihtiyaçlarımızı tam karşılamak için tasarlanmamıştır. Yağmurda su alabilir, büyük bir fırtınada yerinden sökülüp darmadağın olabilir. Şimdiki hayatımız da buna benzer. Biz de bu dünyada geçici bir süre için yaşıyoruz. Bedenimiz de geçicidir. İnsanoğlu yetmiş-seksen yıl yaşar, sonu zahmet ve kederdir. Pavlus bize vaat edilen göksel konutu kalıcı, sağlam, eşsiz bir yapıya benzetmektedir. Tanrı şimdiki yaşadığımız bu geçici çadırdan bizi kurtarıp ebedi meskenine alacak.

2.Korintliler 5:4
Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun.

Pavlus ayrıca esas kişiliğimiz olan iç adamımızın inleyerek bu gökteki yaşamı arzuladığını belirtiyor. Bir kişi neden inler? Ya büyük bir yük altında olduğu için, ya bedeninde dayanılmaz bir ağrı olduğu için inler. İşte Kutsal Ruh ’tan doğmuş Tanrı çocukları Tanrı’nın vaat ettiği göksel bedene kavuşmak için böyle özlem duyarlar. Bedenimiz Tanrı Oğlu’nun bedenine benzer olacaktır. İmanlıların özlemi budur. Baba bizi Oğul’un benzerliğinde dönüştürmek için O’nu yeryüzüne gönderdi. İşte Tanrımız bizi bu kadar sevdi! İsa Mesih içinizde yaşıyorsa kul değil Tanrı’nın çocuklarıyız. Yani Âdem gibi yaratılmış, özünde kulluk taşıyan bir beden almayacağız.

1. Korintliler 15:47-49
Nitekim şöyle yazılmıştır: “İlk insan Adem yaşayan can oldu.” Son Adem’se yaşam veren ruh oldu. Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi. İlk insan yerden, yani topraktandır. İkinci insan göktendir. Topraktan olan insan nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel insan nasılsa, göksel olanlar da öyledir. Bizler topraktan olana nasıl benzediysek, göksel olana da benzeyeceğiz.

Biz bu bedeni giyindiğimizde ölümlü bedenimiz sonsuz yaşam bedeni yönünde değişmiş olacaktır. İşte Tanrı bu sonsuz yaşamı bize vereceğinin güvencesi olarak içimize Kutsal Ruh’u koydu. İşte Mesih inanlıları bedenden uzak Rab’ bin yanında olmayı Tanrı’dan aldıkları cesaretten dolayı arzularlar. Tanrısal özyapıya benzer olarak. Dirildiğimizde meleklerden daha üstün olacağız kalıcı, kutsal görkemli bir bedenimiz olacak.

2.Korintliler 5:10
Çünkü bedende yaşarken gerek iyi gerek kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimiz Mesih’in yargı kürsüsü önüne çıkmak zorundayız.

Pavlus bununla beraber şu hatırlatmada bulunarak imanlıları uyarıyor: bu bedende yaşadıklarımızın karşılığını almak üzere hepimiz Mesih’in yargı kürsüsüne çıkacağız. Bu nedenle yaşamımıza dikkat etmeliyiz. Mesele kendi çabamızla bu vaade ulaşmaya çalışmak değildir ki bu zaten imkânsızdır. Mesele Mesih’e imanla kavuşmuş olduğumuz bu vaade sıkı tutunmaktır.

Kendimizi biraz daha sınayalım. Tanrı’nın bu zengin vaatleri varken biz ne durumdayız? Tanrı sözüne ne kadar bağlıyız? Görünen şeyler geçicidir ama Tanrı’nın bize sağladığı vaat ebediyen Tanrının görkemi içinde yaşamaktır. Size verilenlere sıkı tutunun. Bu vaade leke gelmemesine dikkat edelim. Bu vaadi geçici şeylerle değiştirmeyelim. Esav’ın vaat bereketini reddetmesi gibi bir hataya düşmeyelim. Rab hepimizi kendisine çekerek bu kötü dünyadan bizi korusun. Öyle ki hepimiz çağrıldığımız bu mirasa kavuşabilelim. Bu vaadi koruyalım, bize sunulan gökteki bu zengin mirasa kilitlenelim ve bir gün Mesih geldiğinde Babamız bizi Mesih’te değiştirecek ve kendi egemenliğine nakledecektir. Rab hepinizi bereketlesin.

Dirisu Kilisesi

Bedri Peker